2009-05-31 içindeki 22 yayından en yeni 7 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2009-05-31 içindeki 22 yayından en yeni 7 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı

Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi?
CEVAP
O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur.

Sual: Peygamber efendimizi öven âyet-i kerimeler hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Kur’an-ı kerim baştan sona kadar Resulullah efendimizi övmektedir. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazılarının mealleri şöyledir:

(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]

(Âlemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1] 

(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]

(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]

(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]

Son iki âyet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib)

Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür. 

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

(Allah, hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

(Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların [Eshabın] izinden gidenlerden Allah razıdır, onlara Cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

(Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Al-i İmran 110]

Musa aleyhisselam, bu ümmetin faziletini Tevrat’ta okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder) diye dua etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmed’in ümmetidir) buyurdu. Hazret-i Musa (Ya Rabbi, Ahmed’in ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye dua etti. Hazret-i Musa gibi büyük bir Peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın ve Onun ümmetinin üstünlüğünü göstermektedir. (Tenvir)

İncil’in aslında Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri yazılıydı. Bunları bilen İsa aleyhisselam da, Musa aleyhisselam gibi, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve bu duası da kabul oldu. Allahü teâlâ, Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır.

Resulullah efendimizin üstünlükleri 

Sual: İnşirah suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi?) mealindeki 4. âyet-i kerimesini İslam âlimleri nasıl tefsir etmişlerdir?
CEVAP
İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor. 

Katade hazretleri de bu âyet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki: 
(Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahirette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, “Eşhedü” diyerek Allah’a ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)

Kur’an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allah’ın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Göklerden geçerken, “Muhammed Resulullah” olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]

(Cennette her ağacın yaprakları üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılıdır.) [Ebu Nuaym]

(Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]

(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani]

Hazret-i Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır) buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. (Mevahib)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âdem, cesetle ruh arasındayken, benden misak alınırken ben peygamberdim.) [İ. Şabi]

(Allahü teâlâ, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümm-il kitaba şunu yazmıştır: Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.) [Müslim]

(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyheki]

(Kıyamette insanların efendisi benim.) [Buhari]

(Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemi]

(Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum. Müjdeci Mek. 44]

Not: Geniş bilgi için, Peygamber Efendimiz maddesine bakınız.

İadeyi gerektirenler

Sual: Namazı iade etmeyi, yani tekrar kılmayı gerektiren durumlar nelerdir?
CEVAP
Bazıları şunlardır:

1- Namazın vaciblerinden birini terk edene bu namazı iade etmek vacibdir.

2- Namazı kıldığında şüphe eden kimse, vakit çıkmadıysa, tekrar kılar.

3- Secde-i sehvi kasten yapmayanın veya namazın vaciblerinden birini, mesela Fatiha okumayı, bilerek terk edenin, o namazı tekrar kılması vacib olur. 

4- Namazdan sonra, bir âdil müslüman yanlış kıldın derse, tekrar kılması iyi olur. İki âdil söylerse, tekrar kılması vacib olur. Âdil olmazsa, sözüne itibar edilmez.

5- Bir kimse, gusülde bir yerini yıkamayı unutup, namaz kılsa, sonra hatırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar kılar. Maliki’de, yıkamadık yer kaldığını bir ay sonra bile hatırlayınca, yalnız orayı hemen yıkar. Hemen yıkamazsa, guslü bâtıl olur; fakat kıldıkları namazlar sahih olur.

6- Kıble yönünü bilmeyen kimse, kıbleyi araştırıp da, karar verdiği yöne kılmazsa, rastladığını anlasa da, tekrar kılması gerekir. Rast gele dursa, kıbleye isabet ettiğini daha sonra anlasa yine namazı iade etmesi gerekir. Araştırıp karar verdiği istikamete dursa, orasının kıble olmadığı meydana çıksa namazını iade etmez.

7- İmamda namazı bozan bir şey bulunduğunu anlayan kimse, bu namazı tekrar kılar.

8- İmam abdestsiz olduğunu hatırlarsa yahut namazdayken namazı bozan bir şey hâsıl olursa, bunu hemen cemaate bildirir. Namazdan sonra anlarsa, o cemaatten olanlara söyler veya haber gönderir. Haber alan, iade eder. Alamayan affolur. Bir kavle göre, imamın cemaate haber vermesi gerekmez.

9- Tertip sahibi olan, kaza borcu varsa, önce kazayı kılıp, sonra vaktin farzını kılar. Sadece vaktin farzını kılacak kadar vakit kaldıysa, kazayı sonra kılar. Farzı tekrar kılması gerekmez; ama vakit daraldı sanarak, vakit namazının farzını kılan, sonra daha zaman olduğunu anlasa, kazayı ve sonra vaktin farzını tekrar kılar.

10 - Tadil-i erkânı kasten terk edenin, o namazı iade etmesi vacibdir.

11- Hapiste, eli ayağı bağlı olan, teyemmüm edemezse, abdestsiz, bir şey okumadan, rükû ve secde yapar. Bunu da yapamazsa, ayakta ima eder. Kurtulunca iade eder.

12- Hapiste, temiz yer, su ve toprak bulamayan kimse, okumadan, namaz kılar gibi yapar. Kurtulunca, hepsini iade eder.

13- Şehirlerarası otobüsle giderken, uyuyup ihtilam olan kimse, inip gusletme imkânı da yoksa teyemmüm ederek namazı kılar, guslettikten sonra iade eder.

14- Yatılı okulda, banyoyu güneş doğduktan sonra açsalar, gusletme imkânı da yoksa teyemmümle kılar. Guslettikten sonra iade eder.

15- Yanında âdil biri bulunan kimse, suyu sormadan teyemmüm edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, abdest alıp namazı iade eder.

16- Suyunun bittiğini zanneden, namazdan sonra suyunu görse, teyemmümle kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder.

17- Su yakın olsa; fakat su yanında düşman, zarar verecek hayvan ve ateş varsa veya hapisse teyemmüm ederek kılarsa da, bu sebepler kul tarafından oldukları için, gusül ve abdest alınca, bu namazları tekrar kılması gerekir.

18- Vaktin girmediği zannıyla namaz kılan ve namazdan sonra vaktin girdiğini anlasa tekrar kılar; çünkü vaktin girdiğini kesin bilerek namaza durması gerekirdi.

19- Tenha yer yoksa taharetlenmek için başkasının yanında avret yerini açmaz. Tenha oluncaya kadar bekler. Namaz vakti daralırsa, başkaları yanında taharetlenmez. Çamaşırını da yıkamaz. Necasetle namaz kılar; çünkü haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir. Sonra, tenha yer bulunca taharetlenir, çamaşırını yıkar veya değiştirir ve namazı iade eder. (S. Ebediyye)

Emîr olmanın vasıfları

Sual: Emîr olanın vasıfları nelerdir?
CEVAP
Emîr olan, kızmamalı, gücenmemeli, güler yüzlü, tatlı dilli olmalı. Sabırlı olmalı. Affedici olmalı. En çok çalışan o olmalı. Emri altındakilerden zerre menfaati olmamalı. Kendisi yüzünden, arkadaşlarının cehenneme gidecek fiiller işlememelerine çalışmalı. Dini konularda kendinden konuşmamalı, her konuşması, büyüklerimizin bahsettiklerinden veya kitaplarından olmalı.

Nasıl yardım istenir?

Sual: Vefat eden büyük zatlardan nasıl yardım istenir?
CEVAP
Yardım gelmesi için öncelikle, o zatı çok sevmek, onun büyüklüğüne inanmak ve onun yolunda olmak lazımdır. Yasin-i şerif veya üç İhlâs bir Fatiha okuyup ruhuna hediye edilir. Sonra hiçbir şeyi düşünmeyerek, saygı ve tevazuyla ismini söyleyerek, yardım etmesi için yalvarılır.

Ahirete yanımızda ne götüreceğiz

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Bir kimsenin yaptığı bir şey bizi rahatsız etse de, dinimize zararı yoksa müdahale etmemeli, sabretmeli. Dinimize zararı yoksa, nefsimize zararı var demektir. Nefsimiz ise kâfir olarak yaratılmıştır. Bütün dinler ve İslamiyet, işte bu kâfir olan nefsi tanıtmak ve tedbir almak için gönderilmiştir. Bu kadar Peygamber, hep bunun tehlikelerini ve ona karşı alabileceğimiz tedbirleri söylemişlerdir. Bu yolda giden Allah adamları da, hep aynı şeyi anlatmıştır. Nefsimizin hoşuna giden şeyleri yapmamak, gitmeyenleri de yapmak lâzımdır.

Bir hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır; ölünce uyanırlar) buyuruluyor. Bu dünya uyku hâlidir, hayal hâlidir. Bu dünyadaki her şey hayaldir. Bu dünyada, gerçek ve ahirete ait olan bir tek şey var, o da namaz kılmak, ibadet yapmaktır. Geri kalanın hepsi, bu dünyada kalacak ve hayal olan şeylerdir. Hayal olan şeyler neye yarar, ne kıymeti olur? Onun için hayal olan şeylere, ne sevinmeye, ne de üzülmeye değer.

İnsan ömrü, dünyanın ömrüne göre, sahrada esip geçen bir rüzgâr gibidir. Dünyanın ömrüyse, ahirete göre bir kıymet ifade etmez; çünkü ne kadar uzun olsa da, sonu olan, sonsuzla mukayese edilemez. Bu dünyada güzel günlerimiz geçse ne olacak? Hepsi esen rüzgâr gibi gelip geçicidir. Kahırlı geçen günler de, rüzgâr gibi gelir geçer; fakat kahırlı günlerden ahirete kalan hakkımız olduysa, orada bunu, bize zulmedenlerden alacağız. Hiç kimse orada, ben yaptım oldu diyemeyecektir. O huzurda başka bir adalet, çok ince bir hesap var. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koçtan hakkını alacaktır.

Selahaddin-i Eyyubi hazretleri ölmeden önce, vasiyetinde der ki:

— Ben öldükten sonra cenazemin önünden askerler yürüyecek, daha sonra hizmetçilerim yürüyecek, daha sonra hanımlarım yürüyecek, daha sonra hazinede ne kadar altın ve mücevher varsa arabaya konulup yürütülecek ve en son beni ihtişamlı bir arabayla defnedileceğim yere götüreceksiniz. 

Hükümdar öldükten sonra bu söylediklerinin yapılıp yapılmaması konusunda devlet adamları arasında ihtilaf çıkar. En sonunda, vasiyettir, yapalım derler. Cenaze töreni yapılır ve en son cenaze defnedildikten sonra, zamanın âlimlerine, neden hükümdar böyle vasiyet etti diye sorulur. Âlimler şöyle cevap verir:

— Hükümdar, cenazesinde bile bize ders verdi, dünyanın her şeyi dünyada kaldı, ahirete giderken yanımızda hiçbir şey götüremeyeceğimizi anlattı.

Haram maddeyi ilaç olarak kullanmak

Sual: Hastalık için, haram olan bir şeyi yemek veya kullanmak caiz olur mu?
CEVAP
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Haram olan şeylerin ilaç olarak kullanılması, bunun hastaya iyi geleceği bilinirse ve helal olan ilaç bulunmazsa, caiz olur. Şifa olduğu tecrübe edilen maddeler, ilaç için helal olur. Haram olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir doktorun söylemesi ile anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, haram olan şeylerde size şifa yaratmamıştır.) [Buhari]

Etkili olduğu tecrübe ile bilinen haram maddeleri, zaruret halinde ilaç olarak kullanmak haram olmaz.) [Redd-ül Muhtar]

(Zaruretler haramları mubah kılar) kaidesine göre, bir hastalığı tedavi için haram bir şey kullanmak, yedirmek, içirmek gerekince, bu haram şey mubah oluyor. Hasta, haram olan şeyi değil, mubah olan şeyi kullanmış oluyor. Yani haram mubah hâle geliyor, şifa mubah madde ile sağlanıyor. 

Bunu bir misalle açıklayalım:
Böbreklerdeki taşı eritecek, hiçbir ilaç bulunmazsa, müslüman bir doktor da haram bir madde ile tedaviyi tavsiye etmişse, ilaç bulunmadığı için haram madde kullanma zarureti hasıl olmuştur. Zaruretler haramları mubah kılacağından haram madde kullanmak mubah olacaktır. Hasta şifa bulursa, mubah sayesinde bulmuş olacaktır. Haram olan madde sayesinde şifa bulmuş olmayacaktır.

Bu husus iyice anlaşılınca haram maddenin, mubah hâle geldikten sonra kullanılması (Haramda şifa yoktur) hadis-i şerifine aykırı olmaz.

Tedavi için

Sual: Doktor, derideki hastalığım için başka etkili bir ilaç bulunmadığını, yılan yağı sürmek gerektiğini söyledi. Bu caiz midir?
CEVAP
Salih doktor lüzum görmüşse caizdir. Namaz kılmadan önce, yıkamak gerekir.

İmanla öl yeter

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Hakiki bayram, imanla ölmek, son nefeste Allah demektir. Bütün âlimlerin, evliya zatların, bütün ibadetlerin, bütün kitapların, bütün gayretlerin, akla ne geliyorsa hepsinin tek gayesi vardır. O da,  kulun Müslüman olması yani iman etmesi, imanla yaşayıp imanla ölmesidir. Peygamber efendimiz, (İmanla öl, gerisine karışma) buyuruyor. Yani imanla ölen, bazı sıkıntılar çekse de, sonunda Cennete gider. Affa ve şefaate kavuşursa sıkıntısız da cennete girer.

Rabbimizin merhameti geniştir. Seksen sene kilisede papazlık yapmış, İslam’ı yıkmaya uğraşmış kişiyi bile, bir kelime-i şehadet söylemekle affediyor. Yeter ki, Müslüman olsun ve imanla ölsün! Kur’an-ı kerimde mealen, (Ey günahı çok olanlar, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah bütün günahları affeder. O, sonsuz mağfiret ve merhamet sahibidir) buyuruyor.

Peygamber efendimiz bir savaşa gitmiş, kazanmış. Eshab-ı kiramla beraber, o gün dinleniyor ve savaşı konuşuyorlar. Derken, esirlerin arasında bir kadıncağız, sağa sola bakınıyor, orada, kundak içinde duran bir bebeği hemen kaptığı gibi alıyor yani ölümü unutuyor, esareti unutuyor, her şeyi unutuyor. Sevincinden deli gibi oluyor. Bebeği bulunca, bir ağacın arkasına gidip emziriyor. Oradaki bütün Eshab-ı kiram, o kadının koşturmalarını seyrederken, Peygamber efendimiz Eshab-ı kirama buyuruyor ki:

— Kadının halini gördünüz. Evladını bulunca, ne ölüm hatırına geldi, ne de esaret…

— Evet ya Resulallah.

— Peki, şimdi ben size soruyorum, bu kadın, kavuştuğu bu çocuğu eliyle ateşe atar mı?

— Atmaz elbette.

— Allah da atmaz! Annenin şefkati, Allahü teâlânın şefkat deryasından sadece bir parçadır.

Bir talebe de hocasına der ki:

— Efendim, ahirette benim halim ne olacak? Yarın ben orada nasıl hesap vereceğim?

— Önce sana bir şey sorayım, ahirette senin hesabını annen mi, baban mı, yoksa Allahü teâlâ mı görsün?

— Hocam, ne kadar yaramaz da olsam, annem beni ateşe atamaz. Babam da hiç kıyamaz.

— O zaman hiç korkma! Elbette hesabı Rabbimiz görecek; ama bunların hepsinin sana olan merhameti şefkati, Cenâb-ı Hakkın merhamet ve şefkat deryasının bir parçasıdır. Annenin şefkati Cenab-ı Allah’ın şefkatinden bir zerredir. Babanınki de öyle...

Kadıyanilik (Ahmedilik)

Sual: Kadıyanilik nedir?
CEVAP
Hindistan’ın Pencap eyaletinde 1880’de Mirza Gulam Ahmed Kadıyani tarafından kurulmuştur. Ahmediye de denir. İngilizlerin Hindistan’ı sömürge yaptıktan bir yıl sonra ortaya çıkan bu fırka, onlar tarafından beslenmiştir. İslâmiyet’i içerden yıkmak için çalışan İngiliz casuslarının yardımıyla Pencap ve Bombay’da cahil halk arasında süratle yayıldı. Sonra Avrupa ve Amerika’da gayrimüslimlerden ve dinini bilmeyen cahillerden taraftarlar buldu.

Daha önce İsmailiye fırkasında olan Mirza Gulam Ahmed, önce müceddid, daha sonra da Mehdi olduğunu iddia etti. İsmailî ve Behaîlerden taraftar buldu. En sonunda kendisinin, gökten ineceği bildirilen İsa Mesih olduğunu, yeni bir din getirdiğini söyledi. Kadıyan’da yaptırdığı mescide, Mescid-i Aksa dedi. Kendisinin Kur’an-ı kerimde övüldüğünü iddia etti. Hazret-i İsa’ya iftiralarda bulundu. İslam âlimleri, Kadıyanilerin Müslüman olmadıklarını ittifakla bildirmiştir. İslâm âlimlerinin bunlara verdiği cevapları dikkate alan Pakistan Parlamentosu da, 7 Eylül 1974 tarihli kararıyla Kadıyanileri, İslâm dışı azınlık olarak ilân etti. Buna rağmen, Müslüman süsü verebilmek için, kendilerinden Müslüman Ahmediye cemaati diye bahsediyorlar. Kadıyanilerin İslamiyet’e uymayan görüşleri çoktur. Birkaçı şöyledir:

1- (İsa’yı Yahudiler asmak istemişlerdi; fakat kendiliğinden öldü ve toprağa kondu. Sonra kabirden çıkıp Keşmir’e gitti. Orada İncil’i öğretip tekrar öldü) diyorlar. Hâlbuki Ehl-i sünnet âlimleri, İsa aleyhisselamın ölmediğini, diri olarak göğe kaldırıldığını bildirmişlerdir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Hâlbuki onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen kimse kendilerine İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler tam bir kararsızlık içindedir. Bu konuda zandan başka hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah İsa’yı kendi nezdine kaldırmıştır.) [Nisa 157–158]

2- (İsa ve Muhammed aleyhisselâmın ruhları insan şeklinde görünecektir. Bu da Mirza Ahmed’dir. Başka Mehdi yoktur. İsa Mesih ve Mehdi, aynı kişiye verilen iki isimdir) diyorlar. Halbuki İsa aleyhisselamla hazret-i Mehdi aynı kişi değildir. İkisinin de gelmesi kıyametin büyük alametlerindendir. Birkaç hadis-i şerif meali:

(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]

(Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi]

(İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i Mekki]

3- İslâmiyet’le bildirilen cihadı, yanlış yorumlayarak, Kur’an-ı kerimin mânâsını değiştiriyorlar. Cihad sadece sözle olur diyorlar. İslam âlimleri ise, cihadı üçe ayırıyorlar: Savaşla yapılan cihadı, devlet yapar. Sözle ve her türlü yayın vasıtasıyla olan cihadı İslam âlimleri yapar. Bu iki cihadı yapamayan da, mal, can ve duayla yardım eder. Bu da her Müslümanın vazifesidir. Bir âyet-i kerime meali:

(Ey iman edenler! Din düşmanlarının eziyetlerine sabredin. Onlarla olan cihadda üstün gelmek için, sabır yarışı yapın. Sınır boylarında kâfirlere karşı cihad için nöbet bekleyin ve Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz) [Al-i İmran 200]

4- Mirza Gulam Ahmed, Hakikat-ul-Vahy kitabında, (Allah bu ümmet arasında, İsa’dan daha üstün bir Mesih yarattı. O da benim. İsa şimdi sağ olsaydı, benim yaptıklarımı yapamazdı. Bende görülen mucizeler, onda görülmezdi. Allah beni peygamber olarak gönderdi. Bana üç yüz bin mucize verdi) diyerek küfrünü açıkça ortaya koymuştur. Üç hadis-i şerif meali:

(Nübüvvet ve risalet sona erdi. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]

(Benden sonra peygamber gelmez; ama peygamberim diyen yalancılar çıkar.) [Mişkat]

(Allah’ın resulüyüm diyen yalancılar çıkmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]

5- (Talimatlarımıza gönülden bağlı olana da, Allah mucizeler ihsan eder) diyorlar. Hâlbuki Mucize, sadece Peygamberlerde görülür.

6- (Herkesi sev, kimseden nefret etme!) diyorlar. Dinimiz ise, Müslümanları sevip, Allah düşmanlarını sevmememizi emrediyor. Üç âyet-i kerime meali:

(Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez.) [Mücadele 22]

(Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [Âl-i İmran 28]

(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslam’a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidâyet etmez.) [Maide 51]

7- (Mümin olsun, kâfir olsun, hiç kimse, ebediyen azap içinde kalmaz; çünkü Kur’anda “Benim rahmetim her şeyi kaplar” denmektedir) diyorlar. Hâlbuki Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyada müminlere ve kâfirlere, herkese birlikte yetiştiği ve herkesin çalışmasına, iyiliklerine dünyada karşılığını verdiği halde, ahirette kâfirlere merhametin zerresi bile yoktur. Kâfirler, cehennemde ebedi kalacaklardır, cehennemden çıkmalarına, kesinlikle imkân ve ihtimal yoktur. İşte üç âyet-i kerime meali:

(Elbette, ehl-i kitabdan [Yahudi ve Hıristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6]

(Âyetlerimizi yalanlayan kâfirler, cehennemliktir, orada ebedi kalırlar.) [Bekara 39]

(Âyetlerimizi yalanlayıp büyüklük taslayanlar cehennemliktir. Onlar, orada temelli kalırlar.) [Araf 36]

Kur’anı kerimin tamamına inanmadıkça, Müslümanız demekle Müslüman olunmaz.

Nikahla ilgili sorular

Sual: Nikahı kim kıyarsa onun adını mı vermek gerekir? Mesela imam kıyarsa imam nikahı, belediyede olursa belediye nikahı mı denir? 
CEVAP
Hayır. Hıristiyanların nikahlarını, kilisede papazlar kıydığı halde, papaz nikahı denmiyor. Nikah kıymasını bilen her Müslüman, her yerde nikah kıyabilir, Yani Camide olması da şart değildir. İmamın kıyması da, şart değildir. Doktor kıyarsa, doktor nikahı, mühendis kıyarsa, mühendis nikahı denmeyeceği gibi, imam kıyınca da, imam nikahı denmez. Normal adı, nikahtır. Resmi nikah muamelesi ile karışmaması için, dini nikah deniyor. Yoksa nikah, namaz gibi dinin bir emridir. Dini namaz veya imam namazı diye bir namaz olmadığı gibi, imam nikahı da olmaz. Sadece, belediyede yapılan nikah işlemleri ile karışmaması için dini nikah demeli, imam nikahı dememelidir.

Sual: Kızla erkek varken, ikisinin babası şahit olsa nikah sahih olur mu?
CEVAP
Evet.

Sual: Nikahta kız ve erkeğe üçer defa mı sorulur?
CEVAP
Evet, her ikisine ayrı ayrı üç kere sorulur.

Sual: Farklı mezheptekilerin nikahı, iki mezhebe uygun mu kıyılır?
CEVAP
Bir mezhebe uygun olması kâfidir.

Sual: Karı-koca nikah için aynı kişiye vekalet verebilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Evlenecek çocuk, babasının yanında çekindiği için, babası vekaleten konuşuyor. Asıl var iken, vekilin nikah kıyması caiz mi?
CEVAP
Baba kıyabilir.

Sual: Nikahta şahidin biri yoksa, birine telefonla söylense caiz mi?
CEVAP
Şahitlerin bir arada bulunması lazımdır.

Sual: Nikahta vekalet verilirken şartlar nelerdir? 
CEVAP
Hiç bir şartı yok. (Beni falanca ile evlendirmek üzere seni vekil ettim) demek yeterlidir. Vekil edilen kişinin illâ kızın mahremi olması gerekmez. 

Sual: Şahitler gelinin ve damadın şahidi diye ayrılmalı mıdır?
CEVAP
Öyle bir şey yok. Sadece şahitlerin gelini ve damadı tanımış olmaları yeterlidir.

Sual: İki bayram arası nikah olmaz deniyor bu doğru mu?
CEVAP
İki bayram arası nikah olur. Bir bayram günü Cumaya rastlamıştı. Bayram namazından çıkıp Cumaya gelene kadar pek çok zaman olmadığı için, iki bayram (Yani bayram ve Cuma) arasında nikahla uğraşmayın denilmişti. Yoksa Âişe validemizin nikahı da iki bayram arasında kıyıldı. Düşünülürse iki bayram arası olmayan gün yoktur. Ramazan bayramı ile Kurban bayramı arası veya Kurban bayramı ile ramazan bayramı arası. Yani bir senenin bir kısmı Ramazan bayramı ile Kurban bayramı arasıdır, bir kısmı da Kurban bayramı ile Ramazan bayramı arasıdır. 

Sual: Bir kız dinimizde anne ve babasından izinsiz evlenebilir mi?
CEVAP
Evet. Hanefi mezhebinde ana babanın rızası şart değil. Diğer mezheplerde şarttır.

Sual: Gayri sahih nikahlı, tecdid-i nikah yapsa, nikahlanmış olur mu?
CEVAP
Evet. Sahih nikahın sakatlanması ihtimaline karşı da, iki şahit yanında tecdid-i nikah lazım. 

Sual: Resmi nikahtan sonra dini nikah da yapıyoruz. Bir kız ile erkek evlenirken, imam olmasa, sadece kızın babası ile oğlanın babası olsa, Hanefi mezhebine göre başka şahit olmadan nikahlarını kendileri kıyabilir mi?
CEVAP
Evet kıyabilirler.
İmam şart değildir. Oğlanın veya kızın babası nikahı kıyar. Hem de şahit olmaları sahih olur. 

Sual: Dini nikahım kıyılırken hayzlı idim. Hayzlı iken nikah kıyılırsa sahih olmaz diyorlar. Doğru mu?
CEVAP
Cünüplüğün nikahla alakası yoktur. Nikah sahihtir.

Sual: Şafii’ye göre nikah nasıl yapılır?
CEVAP 
Şafii’de nikahın doğru olması için, birinci şart, baliga olan kıza da velinin izin vermesi lazımdır. Veli, erkek akrabadır. Baba yoksa, babanın babası ve onun babasıdır. Bunlardan sonra, erkek kardeştir. Bundan sonra, erkek kardeş oğlu, sonra onun oğludur. Sonra amca, sonra amca oğlu ve onun oğludur. Bunlar yoksa, kadı [yani Kur'an-ı kerime göre yaşayan adil bir hakim] veli olur. Bu velilerden birisini bulamazsa, orada salih bir arkadaşı veli tayin eder. Şafii’de, şahitlerin erkek olması ve fıskları belli olmaması şarttır. 

Bunları yapamazsa, Hanefi mezhebini taklit ederek nikah yaparlar.

Sual: Şafii, nikahta salih şahit bulamazsa, Hanefi’yi taklit eder mi?
CEVAP
Salih insan bulunmazsa, Hanefi taklit edilir.

Sual: Şafii’de, nikah için iki şahit yanında mı kadın vekalet verir?
CEVAP
Evet. Nikah için iki şahit yanında vekalet almak lazım.

Sual: Kocası ile Şafii’ye göre nikahlanması gereken hanım, velilerden izin alma imkanı yoksa, Hanefi’yi taklit etse, caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Şafii’ye göre nikahlanmam lazım. Hanımın velileri fasıktır. Hanım salih birini veli tayin edebilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Şafii’de, fasıkın tevbe edip nikah şahitliği yapması caiz mi?
CEVAP
Salih şahit bulunmazsa, bildirilen hile-i şeriyye caiz olur. Fakat tevbenin şartlarına uymak gerekir. 

Sual: Şafii’de, hiç veli yoksa, nikahta, birini veli tayin etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Almanya’da yaşıyorum. Türkiye’deki bir kızla nikahlanacağım. Kız, vekaletini telefonla bir arkadaşıma verse, burada nikah kıymamız sahih olur mu?
CEVAP
Şahitler kızı tanımıyorsa nikah sahih olmaz. Tam İlmihal'de diyor ki:
Vekil yapmakta ve nikahta, şahitlerin kadını tanımaları lazımdır. Yanında iseler, yüzünü görmeleri iyi olur. Başka odadan sesini duyarlarsa, kadın odada yalnız ise, caiz olur. Nikah kıyılırken, veli veya vekil şahitlerin bildiği kadının yalnız ismini söyler. Şahitlerin tanımadıkları kadının, babasının ve dedesinin adını da söylemesi lazımdır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Şahsını, şeklini bilmek değildir.

Ehl-i kitapla nikâh

Sual: Müslüman erkek ile Ehl-i kitabın nikahlarının kıyılmasında bir fark var mı?
CEVAP
Nikahın kıyılmasında bir fark yoktur. Sadece, zimmi olan Hıristiyan veya Yahudi, yani ehl-i kitap kadınla nikah kıyılırken, iki şahidin de, zimmi olması caiz olur. Zimmi, İslam devleti idaresinde yaşayan kitap ehli gayrimüslim demektir.

Ölen eşinin cenazesine bakmak

Sual: Karı kocadan biri ölünce, yaşayan, ölenin cenazesine bakabilir mi?
CEVAP
Kadın, ölen kocasına bakabilir; çünkü kocanın ölümünden sonra nikâh, iddet bitinceye kadar [dört ay on gün] devam eder. Hanefi mezhebinde kadın ölünce, kocası buna bakamaz; çünkü ölünce nikâh bozulur. Fakat diğer üç mezhepte, bakması caizdir. (Redd-ül-muhtar)

Erkek, ölen hanımının ellerine ve yüzüne, Hanefi mezhebinde de bakılabilir. Diğer yerlerine bakmak için bir ihtiyaç olursa, mesela teşhis için bakmak gerekirse, diğer üç mezhepten biri taklit edilerek bakılabilir.

Sual: İslam nikahı her gün kıyılabilir mi? Yoksa, mübarek günleri mi beklemek gerekir?
CEVAP
Her gün, her gece kıyılabilir. Cuma gecesi veya Cuma günü olursa, daha iyi olur. 

Sual: Evlenecek kişilerin Amentünün esaslarını ezbere sayması şart mıdır?
CEVAP
Ezbere sayması şart değildir. Amentünün esasları, Allahü tealanın sıfatları anlatılır. Bunlara inanıyor musun denir. Evet, inanıyorum derse mesele kalmaz.

Sual: Düğünden bir ay önce, nikâhımız kıyıldı. Dinen de eşim olduğuna göre, hanım, her isteğimi kabul etmek zorunda değil mi? Benden izinsiz sefere çıkabilir mi? Benimle birlikte sefere çıkmayı reddedebilir mi?
CEVAP
Kadın, mehr-i muacceli almadıkça, düğünü, halveti ve birlikte sefere çıkmayı istemeyebilir, yani sizin her isteğinizi kabul etmek zorunda değildir. Mehrin hepsi müeccel ise, yani daha sonra verecekse, kadın, mehri almadığı için, kocası bunları men edemez. Mehr-i muacceli almayan kadın, kocasından izinsiz evden çıkabilir ve başka bir mahremi ile sefere gidebilir. (S. Ebediyye)

Sual: Dinimizde evlenmemek yani aynı evde birlikte yaşamamak şartıyla, henüz buluğa ermemiş bir kızı sadece uygun birine nikâh etmek caiz mi?
CEVAP
Hanefi mezhebinde, babası nikâhı yapabilir ama kız baliğa olunca, istemezse bu kimseyi reddedebilir. (S. Ebediyye)

Nikâh kıyılırken

Sual: Dini nikâh kıyılırken, aldım, verdim, kabul ettim gibi geçmiş zaman olarak söylemek şart mıdır?
CEVAP
Evet, şarttır. Mesela, kabul ettin mi diye sormalı, cevap veren de, kabul ettim demelidir. Bunun gibi, soran emir şeklinde söyleyip, cevap veren geçmiş zaman şeklinde söylese de olur. Yani soran, benimle veya şununla evlenmeyi kabul et der, cevap veren de, kabul ettim derse, nikâh yine sahih olur. (S. Ebediyye)

Şafii’de, kızın babası, (Kızımı sana nikâhladım) dese, damat da (kabul ettim) dese, nikâh sahih olmaz. (Nikâhını kabul ettim) demesi gerekir.

Nikâhın şakası olmaz

Sual: S. Ebediyye’de, (Erkek, filanca kadın zevcemdir der, kadın da tasdik ederse, nikâhları sahih olur) deniyor. Mesela Ali, iki erkek şahit yanında, (Zeynep benim karımdır) dese, Zeynep de, (Evet, bu Ali benim kocamdır) dese, nikâhları sahih olmuş olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olmuş olur. Dinde söze bakılır. Şaka olarak söylese bile, yine nikâhları sahihtir. Mehir işini daha sonra hallederler. Şakayla boşasa da, boşamış olur. Nikâh ve boşama işleri oyuncak değildir, şakaları da ciddi gibi sahih olur. 

Kızını verdin mi?

Sual: Bir erkek evleneceği kızın babasına, iki erkek şahit yanında, kızını bana verdin mi dese, babası da verdim dese, nikâh sahih olur mu?
CEVAP 
Kitaplarda şöyle deniyor:
Kızın babasına, (Kızını bana zevce olarak verdin mi?) dese, o da (Evet) veya (Zevce olarak verdim) dese, nikâh olmaz. Evlenmeyi teklif edenin tekrar, (Kabul ettim) demesi lazımdır; çünkü önce sormuştu. Soruyla vekil yapılmaz. (Kızını bana zevce olarak ver) deseydi, olurdu; çünkü emirle vekil yapmış olur. Bu vekilin cevabı, iki taraf adına söylenmiş olup, iki şahit de varsa, nikâh tamam olur. (Redd-ül-muhtar)

Kâğıda yazmakla nikâh olur mu?

Sual: Kâğıda yazmakla nikâh olur mu?
CEVAP 
İki erkek şahidin yanında, erkek, (seni zevceliğe aldım) diye bir kâğıda yazsa, kız da (kabul ettim) diye yazsa, nikâh olmaz. Söylemeleri lazımdır. Orada bizzat bulunmayan erkeğin, (Seni zevceliğe aldım) yazısını, kız, şahitlere okuyup da, (kabul ettim) derse, nikâh olur. Yazıyı okumayıp, yazılmış olduğunu söylerse, yani (beni zevceliğe aldığını bildirdi, ben de kabul ettim), dese, nikâh yine olur. (Mecmua-i Zühdiyye)

Nikâh için haber göndermek

Sual: Bir erkek, hanımı olması için, bir kıza biriyle haber gönderse, kız da habercinin sözünü işiten iki erkek şahit yanında (kabul ettim) dese, nikâh sahih olur mu?
CEVAP 
Evet, sahih olur. (Mecmua-i Zühdiyye)

Mektupla nikâh

Sual: Evleneceğim kıza mektup veya mail yazsam, kız da, iki erkek yanında mesela babasıyla abisinin yanında okusa, nikâh sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur. Babasıyla abisi şahit yerine geçer. Kitaplarda şöyle yazıyor: 
Erkekten gelen yazıyı, kız; iki erkeğe okur veya anlatır, (Şahit olun, onun karısı olmayı kabul ettim) derse nikâh sahih olur. Yazıyı şahitlere okuması, erkeğin şahitler yanında sözle teklif etmesi gibi sahih olur. (Redd-ül-muhtar) 

Başka yerde kabul etmek

Sual: Nikâh için teklif yazılı mektubu, bir kız, bir yerde şahitlerin yanında okusa, sonra başka yerde de, yine aynı şahitlerin yanında kabul etse, nikâh sahih olur mu?
CEVAP 
Evet, sahih olur. Nikâhta icap [teklif] ve kabulün aynı yerde yapılması şart olduğu halde, başka yerdeki birinden gelen icap mektubunu, şahitlere bir oturumda söyleyip, kabul ettiğini başka oturumda söylemek caizdir. (Mecmua-i Zühdiyye)

Zina edenle nikâh

Sual: Zinadan hamile kalan kadını veya nikâhlıyken hamile kalıp sonra ayrılan veya kocası ölen kadını nikâh etmek caiz midir?
CEVAP
Zinadan hamile kalan kadını, doğumdan önce, nikâh etmek caizdir. Eğer o kadınla zina eden başkası ise, çocuk olmadan önce cima caiz olmaz. (Feyziyye)

Nikâhlıyken hamile kalan, sonra kocası ölen veya boşanan kadını, doğuma kadar nikâh etmek sahih değildir. Zina ettiği kadını nikâh etmek ve onunla cimada bulunmak helaldir. (S. Ebediyye)

Kaybolan kişinin eşi

Sual: Bir kadının kocası, Almanya’ya çalışmaya gitse, birkaç sene haber alınamasa, öldüğü kabul edilerek, karısı başkasıyla evlenebilir mi?
CEVAP
Evlenemez. Kesin öldüğü bilinirse evlenebilir. Din kitaplarında deniyor ki:
Gaib olan [yani uzak ülkelere gidip yıllarca gelmeyen] kocasının öldüğü veya üç talak verdiği haberini âdil bir müslümandan öğrenen kadın, başkasıyla evlenebilir. Hâkimin, 90 yaşını dolduran gaibin öldüğüne hüküm edeceği Mecelle’nin 10. maddesinin şerhinde yazılıdır. Öldüğünü işitip veya boşadığını bildiren mektubunu alıp, başkasıyla evlendikten sonra birinci koca gelirse, ikincisinin nikâhı batıl olur. (Nimet-i İslam, S. Ebediyye)

Related Posts with Thumbnails