2009-08-30 içindeki 28 yayından en yeni 6 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2009-08-30 içindeki 28 yayından en yeni 6 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Caiz ne demektir






Sual: Caizdir demek helaldir demek midir? Eğer böyle ise neden "Caiz" yerine "Helal" veya "Caiz değildir" yerine "Haramdır" denmiyor?
CEVAP
Caiz kelimesi, cümlede kullanıldığı yere göre çeşitli manalara gelir:
1-
 Caiz, genel olarak ruhsat verilmiştir, günah değildir manasındadır. Fakat, caiz denilen şeyi yapmamak daha iyidir.
2- Yapılması daha iyi demektir.
3- Yapılması tenzihen mekruh demektir.
4- Yapılması tahrimen mekruh demektir.
5- Yapılması mubah demektir.
6- Yapılması vacip, gerekir demektir.
7- Yapılması günah demektir.

Şimdi bunlara birkaç misal verelim:
1- (Cemaatle namaz kıldıktan sonra, duayı beklemeden gitmek caiz) demek, (Günah değildir, gidilebilir, ancak gitmeyip duayı beklemek daha iyi olur) demektir.

(Kur'an-ı kerimi abdestsiz ezberden okumak caizdir) demek de böyledir. Günah olmaz, fakat abdestli okumak daha iyi demektir.

(Sabah namazında aldığı abdest bozulmadan, bu abdest ile, öğleyi, ikindiyi, akşamı ve yatsıyı kılmak caiz) demek de böyledir. Yani günah olmaz, fakat her namaz için abdest almak daha iyi olur.

(Yaşlı kadının elini öpmek caizdir) demek de böyledir.

2- (Namazda rüku ve secde tesbihlerini üçten fazla [5,7,9,11 gibi] söylemek caiz) demek, daha iyi olur, müstehaptır demektir. (Abdest bozulmadan, her namaz vaktinde abdest üstüne yeniden abdest almak caiz) demek, yapılması daha iyi olur demektir. (Cuma namazında, imamın secde-i sehv yapmaması caiz olur) demek de böyledir.

3- (Amca ve dayı kızı ile evlenmek caiz) demek tenzihen mekruhtur, bir mecburiyet olmadıkça, yapılmaması daha iyi olur, yapılırsa da günah olmaz demektir.
Fıkıh kitaplarında, (Şarap yapana üzüm satmak caizdir) buyurulması da böyledir.
(Güneşte ısınan su ile abdest almak caiz; fakat tenzihen mekruh) demek de böyledir.
Hıristiyanın kestiği hayvanın etini yemek de böyle caiz; yani tenzihen mekruhtur.

4- (Hıristiyan kadınla evlenmek caiz) demek, zimmi olursa tenzihen mekruh, harbi olursa tahrimen mekruh demektir.
[Zimmi, İslam devletine haraç, cizye gibi vergiler veren gayrı müslim vatandaş demektir. Harbi ise, vatandaş olmayan gayrı müslim demektir.]

5- (Pamuk gömlek giymek caiz) demek, yapılmasında veya yapılmamasında bir mahzur yoktur demektir.
Böyle mubah işler, niyete göre daha iyi veya daha kötü olabilir. Kadınların süslenmesi caizdir. Kocası için süslenmesi iyi olur, yabancılar için süslenmesi caiz olmaz.

6- (Hastalık sebebiyle yarasından kan, irin akanların, idrar kaçıranların, abdest ve namazlarının bozulmaması için Maliki mezhebini taklit etmeleri caiz) demek, yapılması gerekir demektir.
Bunun gibi, (Mahalle mescidinin gelirlerini, masraflarını idare etmek için mütevelli [vazifeli bir memur] tayin etmek caiz) demek, gerekir manasınadır.
(Bir kadın, peruk takarak sokağa çıkamaz. Ancak erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, başını peruk takarak örtmesi caiz) demek, başını açması günah olur, peruk takması şarttır demektir.

7- (Bir babanın malının hepsini bir çocuğuna hediye etmesi caiz olur) demek, hediyeyi alan çocuğa bunun hiç mahzuru olmaz, fakat çocukları arasında ayrım yaptığı için babaya günah olur demektir.

Caiz değil ne demektir?
(Caiz değil) demek de:
1- Mekruh,
2- Haram,
3- Fasid,
4- Küfür,
5- Sahih değildir,
6- İtibar edilmez,
7- Bid'at manasına da gelir.

Birer misal verelim:

1- (Namaz kılmak için, cami resimli seccadeyi yere sermek caiz değil) demek, mekruhtur demektir. Genel olarak mekruh denilince, tahrimen mekruh anlaşılır.

2-
 (Alkollü içkilerin damlasını içmek caiz değil) demek, haram demektir.

3-
 (Yürüyerek namaz kılmak caiz değil) demek, fasid yani namaz bozulur demektir.

4-
 (Allah göktedir demek caiz değildir) demek, küfür olur, yani böyle söyleyen kâfir olur demektir. (Şaka olarak da olsa, zünnar denilen papaz kuşağını bele bağlamak caiz değil) demek de böyledir. Yani zünnar kuşanan kâfir olur. Bunun gibi, (Müslüman kızın, kâfir erkekle evlenmesi caiz değil) demek, evlenirse, kâfir olur demektir.

5-
 (Diş çukurundaki yemek artığının altına su geçmezse gusül caiz olmaz) demek, gusül sahih olmaz, geçerli olmaz demektir.

6-
 (Müctehid olmayanın, âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriflerden mana çıkararak, kendi anladığına göre hareket etmesi caiz değil) demek, muteber değildir, hiç kıymeti yoktur demektir.

7-
 (Sakalı bir tutamdan kısa yapmak caiz değil) demek, bid'at olur demektir. Bid'at ise haramdır. Çünkü sünneti değiştirmiş oluyor.

İstihsanen caiz


Sual: Fıkıh kitaplarında istihsanen caiz ifadesi geçiyor. Bu ne demektir?
CEVAP
İstihsan, bir şeyi güzel görmek demektir. Istılahta, açık olan hükmü değil de, tesir bakımından daha kuvvetli olan, insanların işine yarayacak faydalı yönünü bulup çıkarmayı esas alan ictihad şeklidir.

Birkaç örnek verelim:
1- Bir kimse başkasının fitresini veremez. Herkes fitresini kendisi verir. Kaide bu. Ama bir kimse, karısı ile büyük çocuğunun izinleri olmadan fitrelerini verirse, bu istihsanen caizdir. Hatta karısı ve çocuğu diye kayıtlamadan aile efradı arasında bulunanların emri olmadan fitrelerini verse, istihsanen caizdir. Çünkü zaten onların nafakalarını veriyor, fitrelerini de vermesi yadırganmaz. (Redd-ül muhtar)

2-
 Nafile namazlarda, her iki rekatta bir oturulur. Fakat yanılarak ilk oturuşu terk ederse secdei sehiv yaparak namazına devam etmesi istihsanen caiz görülmüştür. (Hulasa)

3-
 Cenazeyi yıkamak farzdır. Yıkanmadan cenaze namazı kılınmaz. Yıkanmadan gömülen, üzerine toprak atılmamış ise, çıkarılıp yıkanır, sonra namazı kılınır. Eğer cenaze defnedildikten sonra, haber verseler, artık cenaze kabirden çıkarılmaz. Kabir üzerine namaz kılmak artık istihsanen caizdir. Yıkama imkanı kalmamıştır. Yıkama farzı sakıt olmuştur. (Cevhere)

4-
 Düşmanı güçlendirici bir şey satmak caiz değildir. Mesela top tüfek gibi savaş aletlerini satmak haramdır. Ama gıda maddelerini ve elbise satmak istihsanen caizdir. (Dürr-ül muhtar)

5-
 Bir kimse borçlusundaki alacağını alarak, o miktarı sadaka olarak vermesi için birisini vekil etse, o da borçludan almak üzere kendi malından o kadar lira tasadduk etse, istihsanen caizdir. (Münteka)

Caiz değil, mekruhtur


Sual: Caiz değildir, mekruh anlamına da kullanılır mı?
CEVAP
Caiz değil, daha çok haramdır anlamında kullanılırsa da, mekruhtur anlamında da kullanılır. Muteber kitaplardan alınan birkaç örnek:
1- Namaz kılmak için, cami resimli seccadeyi yere sermek caiz değil, mekruhtur.
2- Yatsıyı gece yarısından sonraya bırakmak caiz değil, mekruhtur.
3- Tesbihleri 5, 7, 9, 11 kere okumak müstehab; fakat imamın üçten fazla okuması caiz değil, mekruhtur
4- Kaba avret yerlerine yapışık dar pantolonla namaz kılmak caiz değil, mekruhtur.
5- Kadınların cenaze namazı kılması caiz değildir, mekruhtur.
6- Önceden hazırlanan cenaze namazını, mekruh vakte bırakmak caiz değil, mekruhtur.
7- Caminin içinde alış veriş yapmak mekruhtur, caiz değildir.
8- Ezanı mescidin içinde okumak caiz değildir, mekruhtur.
9- Domuz ve insan kemiğiyle tedavi olmak caiz değildir, mekruhtur.
10- Kadının kadına süslenmesi caiz değil, mekruhtur.
11- Sıkıntıya sabredemeyenin, kendisi muhtaçken sadaka vermesi caiz değil, mekruhtur.
12- Hanefi’de deniz haşaratını yemek caiz değil, mekruhtur. Diğer üç mezhepte caizdir.
13- Dünyalığa kavuşmak için başka mezhebi taklit etmek caiz değildir, mekruhtur.

Hak cemaat





Sual: Bir cemaatin kıyamete kadar hak üzere cihad edeceği bildiriliyor. Bu hangi cemaattir?
CEVAP
Önce bu husustaki hadis-i şerifleri bildirelim:

(Ümmetimden bir taife, mansur ve muzaffer olmakta kıyamete kadar devam eder. Onları yardımsız bırakanların kendilerine bir zararı olmaz. ) [Tirmizi]

(Ümmetimden hak üzere bir taife, kıyamete kadar galip olarak cihad eder.) [İbni Asakir]

(Ümmetimden bir taifeye Hakkın yardımı kıyamete kadar devam eder. Bunları bırakıp ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.) [İbni Mace]

(Ümmetimden hak üzere bir taife, düşmanlara galip olarak cihad ederler. Sonuncu taife, Deccal ile savaşır.) [Ebu Davud]

(Ümmetimden bir taife, Hakkın yardımı ile cihada devam eder.) [Buhari]

Hiç şüphe yok ki, bunlar, fırka-i naciye denilen Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Şimdi çok kimse kendilerinin bu fırkadan olduğunu söylese de, önemli değildir. Bu fırkanın Türkiye’de olması da şart değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde olabilir. Önemli olan Ehl-i sünnet vel cemaat itikadına sahip olmaktır.

Selefin mezhebi


Sual: Selef-i salihinin mezhebinin Ehl-i sünnet vel cemaat olduğu, selefiye diye bir mezhebin olmadığı kitaplarda yazılıdır; ama Eş’ari ve Matüridi ne oluyor? Ehl-i sünnet vel cemaat ne demektir?
CEVAP
Sünnet, bilindiği gibi Resulullahın bildirdiği yoldur. Cemaatten kasıt da Eshab-ı kiramdır. Sünnet ve cemaat ehli [Ehl-i sünnet vel cemaat] demek, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın gittikleri, itikattaki tek yol demektir. Yani Eshab-ı kiramdan bugüne kadar, tek kurtuluş fırkası Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır.

Ehl-i sünnet vel cemaat itikadı kitaplara geçmemişti, Ehl-i sünnetin iki imamı olan İmam-ı Eş’ari ve İmam-ı Matüridi, Ehl-i sünnet itikadını sistemleştirip kitaplara geçirdi. Ameldeki mezheplerin nasıl imamları varsa, mesela Hanefi mezhebinde, imam-ı Ebu Yusuf, imam-ı Muhammed gibi müctehidler varsa, bu iki zat da itikat imamlarıdır. Her müctehidin farklı ictihadı olur, bu da rahmettir.

Kâfirun suresini okumak


Sual: (Kâfirun suresini okurken yanılan kimse küfre düşer) deniyor. Bilmeden söylenince veya dil sürçmesiyle söylenince de mi küfür olur?
CEVAP
Dil sürçmesiyle veya bilmeden, namazda küfre düşürücü şekilde bir âyet okunsa küfür olmaz. Yanılmak özür olur.

Oruç tutmak için kolaylıklar


Sual: Oruç tutmak için aşağıdaki kolaylıklardan istifade etmek caiz midir?
1- Susayınca, harareti azaltmak amacıyla ağza su almak, serinlemek için başa soğuk su dökmek, soğuk suyla yıkanmak,

2- Sigara ihtiyacı hissedince, sigara yakısı vurmak,

3- Ağrılı, romatizmalı yerlere, sprey veya merhem sürmek, kalb krizlerinde göğse konularak emilen ilaç, yakı kullanmak,

4- Açlık hissedince, akupunktur iğnelerini batırmak veya açlık bandı kullanmak, [Bunlar hem açlık hissini gideriyor, hem de kilo vermeye yardımcı oluyor.]

5- Ramazanı aksatmamak, tam tutmak amacıyla hayzı geciktirmek için ilaç kullanmak.
CEVAP
Bunların hepsi caizdir. Ancak, birinci maddedeki husus, İmam-ı a’zama göre tenzihen mekruhtur; çünkü böyle bir hareket, ibadetten bıkkınlığı gösterebilir. İmam-ı Ebu Yusuf’a göreyse, bunun mahzuru olmaz; çünkü böyle yapmakla ibadete yardım edilerek sıkıntı nispeten giderilmiş olur. İmam-ı Ebu Yusuf’un kavline uyularak, yukarıdakilerin hepsi yapılabilir.
Teravihi yalnız kılmak


Sual: Yatsıyı cemaatle kılan, teravihi yalnız, vitri de cemaatle kılabilir mi?
CEVAP
Kılabilir; hatta teravihi kılmasa da, farzı kılmış olduğu imama uyarak vitri kılabilir. İmamla birlikte yatsının farzı kılınsa, sonra imam gitse, cemaatten biri imam olup teravihi ve vitri kıldırsa sahih olur. Birkaç kişi camiye girince, yatsının farzının kılınmış olduğunu görseler, biri imam olup yatsının farzını kıldırsa ve teravih kıldıran imama uysalar, vitri de bu imamla kılsalar sahih olur.

Bir özrü sebebiyle camiye gidemeyen, teravihi evde yalnız başına kılabilir. Hanımı, annesi ve kızıyla da cemaat yapıp kılabilir; fakat imamın itikadı düzgünse ve sünnete de uygun kıldırıyorsa, erkekler camiye gitmelidir.

Şafiilerin teravih kılmaması


Sual: Şafii mezhebindeki cemaat, (Kaza borcumuz var, kazası olan kimse sünnet olan teravihi kılamaz) diyerek teravih kılmıyorlar. Yatsının farzını kıldıktan sonra hemen çıkıp, kahvede oyun oynayarak fitneye sebep oluyorlar. Kazası olan Şafiiler teravih kılamaz mı?
CEVAP
Kazası olan Şafii, sünnet ve nafile kılamaz; ama kazası varsa kazasını kılması farzdır, kahvede oturamaz. Şafii’de farz kılan, sünnet kılana da uyabilir. Yani teravih kıldıran imama uyarak kaza kılabilirler. Böylece teravihi de kılmış olurlar. Hanefi’de böyle kılmak caiz değildir.

Bir Miniğin Ramazan Günlüğü :)


Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var.
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!

Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.

Ramazan 9
'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.
Zaten başka ne der ki…
Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatıma'ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.
Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!
Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar…
Korkaklar.

Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. 
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.

Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.
Çok da yakışmış

Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor.
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. 
Ne hoş.

Ramazan 24
Oruç'u merak ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. 
Onlarla tanışmaya can atıyorum.

Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.

Ramazan 26
İftarı çok sevdim.
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.

Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum. 
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye.
Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.

Ramazan 29 / Arefe
Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.
Niye Arefe?
'Arife' olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani...
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz. 
İyice telaşlandılar.
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
Akraba da değil. 
Kafam karma karışık.
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

Ve Bayram geldi

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
***
Abimden söz aldım.
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abim bu konu beni aşar diyor.

Bayramı çok sevdim.
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
 
Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur..

ELVEDÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN 18





Gülbahçesinden...
Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Mallarınızı zekât ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedâvî ediniz. Belâ dalgasını duâ ve niyâz ile karşılayınız.)  [Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisi]


Kâinatın Efendisi Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"
MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN  FAZÎLETLERİ

Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.

Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:

19-Her Peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed aleyhisselâmın ise, sol kürekteki deri üzerinde, kalbi hizâsında idi. Cebrâîl aleyhisselâm kalbini yıkayıp, göğsünü kapadığı zaman, Cennetten getirdiği mühr ile sırtını mührlemişti.

20-Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.

21-Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.

22-Sevr [öküz] burcunun yanında bulunan (Süreyyâ) denilen yıldız kümesindeki yedi yıldızı gözleriyle görüp sayısını bildirmişti. Bu yıldız kümesine Pervin ve Ülker de denilmektedir.

23-Tükrüğü acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifâ verdi. Bebeklere süt gibi gıdâ oldu.

24-Gözleri uyurken, mübârek kalbi uyanık olurdu. Bütün Peygamberler de böyle idi.

25-Ömründe hiç esnemedi. Bütün Peygamberler de böyle idi.

26-Teri gül gibi güzel kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendisinden yardım istemişti. O ânda verecek şeyi yoktu. Küçük bir şişeye terinden koydurup verdi. O kız, yüzüne, başına sürünce, evi misk gibi kokardı. Evi (güzel kokulu ev) adı ile meşhûr oldu.

27-Orta boylu olduğu hâlde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü. --devamı var- 
[Herkese Lazım Olan Îmân]


Huzur Damlaları...
İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sirruh) buyurdu ki, (Malı zarardan korumanın ilâcı, zekât vermektir.) [Evliyalar Ansiklopedisi] 
Büyükler buyuruyor ki:
Hadis-i şerifte 
(Kişi kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe kâmil iman sahibi olamaz) buyuruldu. Din kardeşine her şeyin en iyisini vermelidir, mesela zekat verirken defolu maldan değil, en iyisinden verecek...


Fıkıh Bilgileri...
ZEKAT KİMLERE VERİLİR?
Zekâtın farzı birdir. Bu da niyet etmektir. Niyet kalb ile olur. Malın zekâtını ayırırken veya müslüman fakire verirken (Allah rızâsı için, zekat vereceğim) diye niyet etmek, kalbden geçirmektir. 
(Tahtâvî)
Dört çeşit malın zekatı vardır. Bu mallar altın ve gümüş, ticâret eşyâsı, hayvanlar ve toprak mahsulleridir. (İbni Âbidîn)
Zekat şu yedi sınıfa verilir: Fakir, miskîn (bir günlük nafakasından fazla bir şeyi olmayan müslüman), âmil (zekât toplayan memur), mükâtep (efendisinden kendisini satın alıp, borcunu ödeyince âzâd olacak köle), münkatı' (hac ve cihâd yolunda olup muhtaç kalanlar), medyûn (borcu olan ve ödeyemeyen müslüman), ibn-üs-sebîl (kendi memleketinde zengin ise de, bulunduğu yerde yanında mal kalmamış olan ve çok alacağı varsa da alamayıp muhtaç kalan). (İbni Hümâm)

Zekat kimlere verilmez?
Bir kimse; anasına, babasına, dedelerine, büyük annelerine, evlâtlarına, torunlarına, hanımına ve kâfire zekât veremez. Fakir olmak şartı ile bir kimse; gelinine, dâmadına, kayınvâlidesine, kayınpederine, kayınbirâderine, üvey çocuğuna zekât verebilir. Fakir olan hala, amca, dayı, teyze gibi akrabaya zekât vermek daha çok sevap olur. [Türkiye Gazetesi Rehber Ansiklopedisi]


Menkıbeler...
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri (rahmetullahi aleyh) yedi yaşında iken, mektepten gelince babasının ağladığını görüp, sebebini sordu: "Zekât olarak dayın Sırrî-yi Sekâtî'ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömrümü, Allah adamlarının, beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum." dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; "Babacığım, parayı ver ben götüreyim." deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı. Dayısı, kim olduğunu sorunca; "Ben Cüneyd'im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekâtı olan bu gümüşleri al!" dedi. Dayısı; "Almam!" deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; "Adl edip babama emreden ve ihsân edip, seni serbest bırakan Allahü teâlâ için al!" dedi. Dayısı; "Allahü teâlâ babana ne emretti ve bana ne ihsân etti?" dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; "Babamı zengin yapıp, zekât vermesini emretmekle adâlet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekâtı kabûl etmek ve etmemek arasında serbest bırakmakla ihsân eyledi." dedi. Bu söz Sırrî-yi Sekatî'nin çok hoşuna gidip; "Oğlum! Gümüşleri kabûl etmeden önce seni kabûl ettim." dedi ve kapıyı açıp parayı aldı. [Evliyalar Ansiklopedisi]


İstanbul için İmsak ve İftar vakitleri...
(18 Ramazân 1430 - 7 Eylül 2009 Pazartesi)
İmsak: 04.44    İftar: 19.37
Not: İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 15 dakika sonra kılınabilir. Diğer şehirler ve ülkeler için: www.turktakvim.com - www.namazvakti.com  

Bir aşk hikayesi


Dondurucu bir kıştı.

Kar yağdı yağacaktı. İstanbul semalarında kirli bir sis hakimdi.

Havada uçuşan martılar çığlıklarıyla kulakları tırmalıyor; boğazın hırçın dalgaları birazdan çıkacak fırtınanın haberini veriyordu.

Çarşı pazar kışa rağmen halen alışverişteydi. 

Meydanda satış yapan simitçi ve salepçilerin çığırtkanlıkları hoş bir harmoni oluşturuyordu. 

Kimileri markalı ve sıcak mağazaları tercih ederken, kimileri de bütçesine uygun işportacılarda soluğu alıyordu. 

Eminönü her zamanki gibiydi anlaşılan.

Telaşlı, heyecanlı, kalabalık…

* * *

Kar taneleri usul usul düşmeye başlamıştı.

Bense yorgun bedenimi o ihtişamlı Yeni Cami’nin şadırvanına dayamış, üşümemek için parkama sıkıca sarılmıştım.

Eminönü Camii… Nam-ı diğer Yeni Cami.

Ne zaman yolum İstanbul’a düşse o kocaman minarelerinin gölgesinde dinlenir, namazgahında huzurla secde ederdim.

Hele ikindi ezanlarında, Eminönü Camii ile Süleymaniye Camii müezzinlerinin serenatı büyüleyici bir etki bırakırdı üzerimde.

Halen tazeliğini koruyan bir sürü hatıram canlandı gözlerimde.

Kimi zaman üzmüş, kimi zaman da mutlu etmişti beni bu şehir.

Bazen bir aşka mahkum etmiş, bazen de aşksız bırakmıştı .

Renkli alemim, hayal şehrimdi burası.

Dalıp gitmiştim bunları düşünerek.

Soğuğa ve üşümeme aldırmadan…

Birden, okunan Cuma salası ile irkilmiş; artık gitme vaktimin geldiğini anlamıştım.

Yağan kara aldırış etmeden süratlice İETT otobüs durağına yönelmiş, bineceğim otobüsün güzergah numaralarını takibe başlamıştım bile.

Eyüp’e gidecektim.

Cumayı Eyüp Sultan’da kılmaktı niyetim. 

Sonra da o yüce sahabeye edeple selam verecek, yolunun yolcusunu ziyaret için, yine ondan müsaade isteyecektim.

* * *

Ömrünü; ülkesine, milletine ve İslam’a hizmetle geçirmişti. 

Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine biat etmiş, Ehl-i sünnet reçetesini bizzat onun elinden almıştı.

Halıcıoğlu Askeri Lisesinde okumuş, eczacılık fakültesini bitirmişti.

Aynı zamanda hocasının emriyle Kimya Yüksek Mühendisliği de tahsil etmiş ve Türkiye’nin ilk yüksek kimya mühendisi olmuştu.

Talebeliği ve meşguliyeti hiçbir zaman onu Ehl-i sünnet itikadından alıkoyamamış; başarılarının sırrını hep buna bağlamıştı.

Albay rütbesiyle Askeri okullarda hizmet etmiş, binlerce talebe yetiştirmişti. Hocası Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerinden seneler boyunca öğrendiği Ehl-i Sünnet bilgilerini, İslamiyet’i ve hakikat ilminin gereklerini öğrencilerine anlatmıştı.

Kitaplarında din, astronomi, fizik, kimya, tıp, matematik gibi ilimleri konu almış, İslam’ı anlama ve tanıma noktasında insanlara ebedi saadet yolunu göstermişti.

Sohbetlerinde, “Ehl-i Sünnet alimlerini tanıyabilmek ve aralarında bulunmak büyük bir nimettir. Resulullahın yolu, onların gösterdikleri yoldur. Dünyada ve ahirette saadete kavuşmak isteyen büyüklerin yoluna sımsıkı sarılsın. Devletinize ve milletinize hizmet edin. Asla fitne çıkarmayın” buyururdu.

O, bir İslam alimi ve mütefekkiriydi.

O, doksan yıllık ömrünü bu dava için yaşamıştı.

Siyasetten hep uzak durmuş, şanı ve şöhreti hiç benimsememişti.

O, sevenlerinin biricik aşkı ve “ışık”ıydı.

* * *

Cuma namazını eda etmiş, Eyüp Sultan hazretlerinin yüce makamlarından edeple ayrılmıştım.

Namazdan önce usul usul yağan kar, birden şeklini tipiye çevirmişti.

Göz gözü görmüyordu.

Kabristanlığa çıkan yol karla dolmuş, Cuma ziyaretçilerine geçit vermiyordu.

Dallarındaki karın ağırlığından olsa gerek, yola doğru uzanan çamların arasında düşe kalka patika yolu tırmanmaya çalışıyordum.

Karların altında masum bir şekilde yatan ve ziyaretçilerini bekleyen ebedi Eyüp Sultanlılara selam veriyor, caminin avlusunda okumaya başladığım Yasin-i şerifi onlara duyurmaya ve hediye etmeye çalışıyordum.

Heyecanlıydım.

Birazdan, örnek yaşantısıyla sevenlerine ışık olan kıymetli hocamıza kavuşacaktım. 

Ve…

Üstünde biriken karları temizleyecek, sadece “Hilmi” yazan namsız, nişansız, işaretsiz kabir taşına sıkıca sarılacaktım.

Abdurrahman KARAL
Rize Merkez Camii imamı
Diyanet Haber sitesi yazarı

Related Posts with Thumbnails