2009-09-27 içindeki 18 yayından en yeni 15 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2009-09-27 içindeki 18 yayından en yeni 15 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Bütün günahları affolur


Sual: Bazı hadis-i şeriflerde, şunu yapanın bütün günahları affolur deniyor. Bunlara büyük günahlar da dâhil midir? Mesela kumar, içki, faiz, zina, katillik, gasp, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi büyük günahlar da dâhil midir?
CEVAP
Fıkıh bilgisi, hadis-i şeriflerden öğrenilmez. Hadis-i şeriflerin açıklaması, nakli esas alan ilmihal kitaplarından öğrenilir. Mesela hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Abdest alanın bütün günahları affolur.) [Müslim]

(Her gün üç kere, Âdem aleyhisselama salevat getirenin yani “Salevatüllahi alâ Âdeme” diyenin bütün günahları affolur.)[Deylemi]

(Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları affolur.)[İsfehani]

(Her namazdan sonra 3 kere, “Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh” okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

(Cuma günü sabah namazından önce, “Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh”okuyanın, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

(Her namazdan sonra 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahü ekber sonra, “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerike leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir”diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa da affedilir.) [Müslim]

(İşrak vakti iki rekât namaz kılanın, bütün günahları affolur.) 
[İ. Ahmed]

(İki Müslüman, selamlaşıp müsafeha eder [tokalaşır] ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, anadan yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir.) [R. Nasıhin]

Bu hadis-i şerifler, şartsız söylendiği için, bazı şartları var demektir. Bütün günahların affolması için bazı şartlar vardır:
1- İtikadın doğru olması şarttır. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın, bid’at ehli olanın hiçbir ibadeti kabul olmaz.

2- Farzları yapıp haramlardan kaçmak şarttır. Mesela namaz kılmayan veya zina eden kimse, bin Müslümanla tokalaşsa da günahları affolmaz.

3- Günahlara tevbe etmek ve kul haklarını ödemek de şarttır.

4- O işleri ibadet olarak yapmaya, niyet etmek de şarttır.

5- Bir de bütün günahlar denince, büyük günahlar anlaşılmaz; genelde küçük günahlar anlaşılır. Yani yukarıda bildirilenler küçük günahlardır. Buna rağmen, hiç yapamıyorsak, yapabildiğimiz kadarını da elden kaçırmamalı. Ayrıca, tevbe edince, büyük günahlar da affolur.

En çok düşmanı olan kimdir

En çok düşmanı olan Allahü teâlâdır! Bir gün Musa aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış, (Yâ Rabbi, n'olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın) diye dua etmiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki: (Yâ Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, benim hakkımda neler konuşuyorlar.)

Peygamber efendimiz Allahü teâlânın habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah’ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu. 
(Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı) buyuruyordu. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehennemde bırakır.) [Ebu Davud]

Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.) [Nahl 105]

İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen imam-ı Rabbani hazretlerine yaptıkları eziyet ve diğer iftiraların yanı sıra ne dediler biliyor musunuz, Serhend cahili dediler, bu isimle de yazılar yazıp dağıttılar.

Resulullahın vârislerinin istisnasız hepsi de aynı eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, çeşitli iftiralara maruz kalmışlardır. Hatta ibni Abidin hazretleri, hocası Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine yapılan iftiralara dayanamayıp, iftiracılara ve onlara inananlara bir reddiye risâlesi yazdı. Bu risâleye de Sell-ül-Hüsâmü'l-Hindi li-Nusreti Mevlânâ Şeyh Hâlid Nakşibendi ismini verdi.

İmam-ı Gazali hazretleri de iftiralara maruz kalan büyüklerdendir. Felsefeciler ve bid’at ehli olanlar, hâlâ bu büyük imama iftiralarına devam etmektedirler.

Kim Peygamber efendimize çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar başına gelir. Bunlar, bu yolun şânındandır. Eden kendine eder. Allahü teâlâ kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar.

İmam-ı Rabbani
 hazretleri buyuruyor ki:
Şeyh-ul-islam Abdüllah-i Ensari Hirevi, "Yâ Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor" buyuruyor. Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehirdir. Onları incitmek, sonsuz felaketlere sebep olur. Allahü teâlâ bu belaya düşmekten korusun! Şeyh-ul-islam yine buyurdu ki, "Yâ Rabbi, Her kimi felakete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın." 
(1/106)

Peygamberlerden başka herkes günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını ahirete bırakmaz. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. Dünyada üç sıkıntı verir:

1- Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allah’tan bilmek lazımdır. Ve ne maksatla geldiğini bilerek şükretmeli.

2-
 Günahların affı için ikinci yol maddi sıkıntıdır. Borçlu olmaktır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebeptir.

3-
 İnsanların yalan ve dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramaktır.


Dil uzatılırsa
Sual:
 Herhangi bir İslâm âlimine veya herhangi bir sahabiye dil uzatılsa, biz de sussak günaha girer miyiz?
CEVAP
Eshab-ı kiramın her biri ve herhangi bir İslam âlimi hepimizin üstadıdır. Onlara dil uzatılınca üzülmemiz gerekir. Üzülmemek çok çirkin bir iştir. İmanın esası olan hubbi fillah ve buğdi fillaha zıttır. Şeyh-ul İslam Abdullah-ı Ensari hazretleri buyuruyor ki: (Bir kimse, üstadını üzer de, o da bu kişiye karşı kalben kızmaz ise, köpekten aşağı olur.)

Mümkünse böyle kimselere gerekli cevabı vermeli, değilse, kalben onu sevmemelidir. 


Arsa karşılığında kat

Sual: Arsa karşılığında daire yaptırmak caiz midir?
CEVAP
Kendi arsası üzerinde, istisna [ısmarlama yani sipariş] yoluyla ev yaptırmak caizdir. S. Ebediyye’de deniyor ki:

Arsanın belli bir kısmı, mesela üçte ikisi, hisse-i şayıa [ortak mülkiyet] olarak müteahhide veresiye olarak satılır. Müteahhitten alacağı olan paranın karşılığı olarak, istenilen kat, müteahhide ısmarlama yoluyla yaptırılır; çünkü kendi arsasına, istisna [ısmarlama] yoluyla apartman yaptırılması caizdir. Ismarlama yoluyla yaptırılacak apartmanın, planının, kullanılacak her malzemenin cinsinin ve fabrikasının önceden söz kesilirken bilinmesi, kararlaştırılması gerekir.

Kabir ziyaretinde
Sual: (Kabir ziyaretine gidildiğinde, yedi kat elbise giymek veya avret yerine yedi kat bez koymak gerekir. Konmazsa ölüler avret yerini görür) deniyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Böyle bir şeyin aslı yoktur. (Namaz kılarken de iç çamaşırı giymek lazımdır. Yoksa melekler avret yerine bakar) diyorlar. Bunun da aslı yoktur. Meleklere iftiradır.

Akıntı ve oruç
Sual: Belsoğukluğu hastalığından dolayı gelen akıntı, orucu bozar mı?
CEVAP
Bozmaz.

Kıraati sessiz okumak


Sual: Namazda kıraatin sahih olması için Kur’anı sesli mi, sessiz mi okumak gerekir?
CEVAP
Kendi işitemeyeceği kadar sessiz okunursa namaz sahih olmaz. Dua ve diğer zikirler de böyledir. Namazda, yüksek sesle okunması caiz olan yerler hariç, yüksek sesle okumak mekruhtur. Sesli ve sessiz okumanın ölçüsü şöyle bildiriliyor:


Ağızla okumaya kıraat denir. Kendi kulakları işitecek kadar sesli okumaya, hafif okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, yüksek sesle okumak denir. Hafif sesle okuyanı, bir iki kişinin işitmesi mekruh olmaz. Sesli okumak, çok kişinin işitmesi demektir. (Bezzâziyye)


Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yüksek sesle dua etmek mekruhtur.) [Abdurrezzâk]


Peygamber efendimiz, yavaş sesle namaz kılan hazret-i Ebu Bekir’e, niye çok hafif sesle namaz kıldığını sordu. O da, (Ya Resulallah, yalvardığım zat ne kadar yavaş okusam duyacağı için, hafif sesle okuyorum) dedi. Hazret-i Ömer’e de, niçin yüksek sesle okuduğunu sordu. O da, (Uyuyanları uyandırıyor, şeytanı kovuyorum) dedi. Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki:


(Ya Ebâ Bekr, sen sesini biraz yükselt! Ya Ömer, sen de, sesini biraz kıs!) [Tirmizi, Ebu Davud]


İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
(İçinden, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam Rabbini an! Gafillerden olma!) [Araf 205]


(Namazda, sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut!) [İsra 110]

İmam-ı Âsım kıraati
Sual: Kur’an-ı kerimin okunuşunu bildiren 7 büyük kıraat âlimi var deniyor. Biz hangisine göre okuyoruz?
CEVAP
İmam-ı Âsım’ın kıraatine göre okuyoruz. Basılan Mushaflar da bu kıraate göredir.

Secde-i sehv sakıt olur
Sual: Secde-i sehv yaptığı takdirde, sabah namazını kılarken güneş doğacaksa, ikindiyi kılarken mekruh vakit girecekse, secde-i sehv sakıt olur mu?
CEVAP
Evet, sakıt olur. Yani artık secde-i sehv yapılmaz. (Dürr-ül-muhtar)

Kişiye göre haram helal değişir mi?

Sual: Bazı gıdaların, zarar verenlere, alerji yapanlara haram, zarar vermeyenlere mubah olduğunu bildiriyorsunuz. Hiç kişiye göre haram helal değişir mi? Birisine haram olan şey, birisine helal olur mu?
CEVAP
İstisnalar çoktur. Birisine helal olan şey ötekine haram olabilir. İşte vesikaları:
1- Zengine zekat farz iken, fakire farz değildir. Hac da, herkese farz değildir. Kurban kesmede de fakir zengin ayrımı vardır. Sadaka-i fıtır da böyledir. (Dürer)
Demek ki birine farz olan ibadet, bir başkasına farz olmuyor.

2- 
Ayakta namaz kılmak [kıyam] farzdır. Ama hastalara farz değildir.(Cevhere)
Demek ki birine farz olan bir husus, bir başkasına farz olmayabiliyor.

3- 
Vakit girmeyince namaz farz olmaz. Kutuplara yakın yerlerde yatsı ve sabah namazı farz olmuyor. Kılınması iyi olur. (Tahtavi)
Demek ki her emir herkes için değildir.

4-
 Abdestin farzı dörttür. Ayakları olmayan için üçtür. (Halebi)
Demek ki abdestin farzı bile sağlama sakata göre değişiyor.

5- 
Dört rekatlı farzları, dört rekat olarak kılmak farzdır. Ama seferi olanlara farz değildir. Hatta iki rekat kılması vacibdir. (İbni Abidin)

6- 
Hür kadın için, el yüz hariç, vücudunun tamamını kapatması farz, açması haram iken, cariye için öyle değildir. Cariye, başını kollarını hatta dizden aşağısını da açabilir. (Hindiyye)

7-
 Kendi kardeşiyle evlenmek haram iken, başkaları ile evlenmek haram değildir. (Bahrür-raık)

8- 
Zenginlerin dilenmesi, hatta zekat alması haramdır. Fakat bunun istisnaları da vardır. Mesela hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(İlim öğrenmekte olanın 40 yıllık nafakası olsa da, böyle zengin talebeye zekat vermek caizdir.)
 [Redd-ül muhtar]
Demek ki zengin birine haram olan şey, başka bir zengine helal olabiliyor.

9- 
Leş ve şarap haramdır. Açlıktan ve susuzluktan ölecek olanlara haram değildir. (Bezzaziyye)

10-
 Bazı ilaçlar, mesela penicilin, bazısına alerji yapar, ölümüne sebep olabilir. Kendisine alerji yapan ilaçları kullanmak haram olur. Ama bu ilaçlar başkalarına haram olmaz. (Berika)

İlaçlarda olduğu gibi, gıdalarda, sebzelerde ve otlarda da alerji yapanlar vardır. Organlarında zafiyet olanlara zarar verenler, sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, biber, patlıcan, çilek gibi gıdalar zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram veya mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtır. Afyon ve diğer zehirli otların alınan çok miktarları haramdır, fakat az miktarlarını ilaç olarak kullanmak caizdir. 
(Hadika, Zevacir)

(Çaydaki tein ile, kahvedeki kafein aynı maddedir. Çayda %2,5, kahvede ise %1,3 oranında kafein bulunur. Kafein, zihni açar, kan dolaşımını artırır, vücuda sıcaklık verir, yorgunluğu giderir, sindirimi kolaylaştırır. Fazlası sinir sistemi üzerinde etki yapar. Kalb hastalıklarında, sinirleri zayıf insanlarda ve çocuklarda az miktar kahve bile fena etki yapabilir.) [Gıda Kimyası s. 658]

Tıp kitapları aynen İslam âlimleri gibi bildirmektedir. Yani bir şey mesela kafein, tein, nikotin gibi şeyler kimilerine zarar veriyor, kimilerine vermiyor. Zarar verenlere elbette haramdır. Ama zarar vermeyenlere haram demek dini değiştirmek olur.

Tütün de zarar vermeyen kimselere mubahtır. 
(El-ukudüddürriyye)

Şeker sigara kadar zararlıdır
Sual:
 Sigaranın zararlarını bildiren bilim adamları, şimdi de şekerin zararlarını saymakla bitiremiyorlar. British Medical Journal’da yayınlanan bilimsel bir makalede, şekerin yüze yakın zararı sayılarak, (Şeker, sigara kadar tehlikeli olup, uyuşturucu sınıfına sokmak gerekir) deniyor. Bu kadar çok zararı olan şekeri yemek de haram olmaz mı?
CEVAP
Şeker de, diğer zararlı gıdalar gibi, herkese ayın ölçüde tesir etmez. Şeker hastasına zararı olursa da, diğerlerine, ihtiyaç kadar alınınca zararı olmaz. Her şeyin çoğu zararlı olduğu gibi, şekerin de çoğu zararlı olabilir. Şeker hastasına da, hasta olmayana da, zarar vermeyen miktarda şeker haram olmaz.

Sigorta hakkında

Sual: Dinimizde, idare şekillerine göre değişen hükümler var mıdır? Mesela sigorta caiz midir?
CEVAP
İbadetler, zamana göre, örf ve âdetlere göre, idare şekline göre değişmez. Fakat alış veriş kaidelerinden zamana göre, örf ve âdetlere göre, idare şekline göre değişenler olabilir.

Hanefi’ye göre, İslami sistemde yasak ettiği fasid alış verişler, gayrı islami sistemde ihtiyaç halinde ve müslümanın lehine olan yerlerde caiz olur. Müslüman kârlı çıkacaksa, bu fasid alış verişleri yapabilir. Zarara uğrayacaksa, sıkıntı yoksa yapmaması gerekir.

İslami idarenin olmadığı hicretten önceki Mekke devrinde bunun örnekleri vardır. Bahse girmek haram iken, Resulullah efendimizin emri ile, yüz deveye bahse girilip, develerin bahse giren kişiden alındığını daha önceki bir yazımızda [aşağıda] bildirmiştik. Sigorta fasid bir akiddir. İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde fasid akidlerin caiz olduğuna, birçok fıkıh kitabından örnekler vermiştik.

Bugün için sigorta bir nevi yardımlaşmadır. Bir kimseye gelen tehlikeyi, birçok kimsenin paylaşmasını temin etmektedir. Sigortacı bu yardımlaşmaya kefil olmaktadır. Sigortalı ve sigortacı, yapılan sözleşmeye göre alacakları ve verecekleri paradan emindirler.

Sigorta görevi yapanlar
İslami idarelerde sigortaya ihtiyaç yoktur. İslami sistemde sigortanın görevini yapan kuruluşlar vardır. Zekat, uşur, vakıflar, beyt-ül-mal bunlardan birkaçıdır.

İslami sistemde zekat, fakirlerin hayatını, ihtiyaçlarını, toplumun üzerine alması, garanti etmesi demektir. Bir şehrin bir köşesinde, bir müslüman, açlıktan ölse, şehirdeki zenginlerden birinin, az bir zekat borcu kalsa, onun katili sayılır.

Zekat, müslümanlar arasında, sigorta teşkilatıdır. İslamiyet (beyt-ül-mal) denilen sigortayı, şahısların, açık gözlülerin, kendi menfaatlerini düşünenlerin eline bırakmamış, devletin emrine vermiştir. Bu sigorta, başka sigortalara benzemez. Fakirlerden para istemez, zenginlerden alır. Zekat veren zenginlerin dünyada malı artar. Ahirette de, bol sevap verilir. İslam sigortası, her fakire yardım eder. Bir aile reisi ölünce, fakir ailesine maaş bağlayıp, herkesi mutlu eder. İşte İslamiyet, zekat ile, böyle sosyal bir sigorta kurmuştur.

İslami sistemde, müslüman olsun gayrı müslim olsun bir kimse çalışamayacak yaşa gelince veya başına bir iş geldiğinde, devlet, yakınlık derecesine göre akrabalarını, buna bakmaya zorlar. Öncelikle babası bakmak zorundadır. Babası yoksa veya fakirse, zengin olan yakın akrabaları bakar. Hiçbir yakın akrabası yoksa, devlet bunu kendi himayesine alır. Ona beyt-ül-maldan maaş bağlar. Kısacası, bu sistemde hiç kimse ortada, sokakta kalmaz. Her türlü şartlarda kişi çaresiz, perişan kalmaz.
Bugün hayat sigortaları kısmen de olsa bu hizmeti üzerlerine almışlardır. Sağlığı yerinde iken, maddi durumu elverişli iken sigortaya girip prim ödeyen kimse, başına bir iş geldiğinde mağdur durumda olduğunda, bu müesseseler yardımına koşmaktadır.

Zamanımızda bir müslümanın, bilhassa müslüman bir kadının başına bir iş geldiğinde iş bulması, bulsa bile, bu işin inancına uygun olması çok zordur. Hayatın binbir türlü hâli vardır.
Geçmişte bunun çok ibretli örnekleri vardır.

Tedbir ve tevekkül
Zamanımızda da görüyoruz, nice zenginler, yaşlanınca, muhtaç hâle geliyorlar. İntihara bile teşebbüs ediyorlar. Bunun için herkesin mutlaka sosyal bir güvencesi olması gerekir. Hatta durumu müsait olanların birden fazla sosyal dayanışma müessesesine girmeleri ilerisi için bir güvencedir, bir tedbirdir. Mevcut sistem bunu gerektiriyor. Hiç kimse kendini sistemin dışında kabul edemez. Yani, (Ben dünyada değil, uzayda yaşıyorum) diyemez. Her sistemin kuralları tam olarak ancak kendi sistemi içinde uygulanabilir. Bir sistemde diğer sistemin kuralları zorlanırsa sıkıntı doğurur.

Bunun için İslamiyet, kendi sistemi uygulanmayan yerlerdeki müslümanların sıkıntıya düşmemesi için bazı kolaylıklar getirmiştir. Mesela, islami sistemde yasak olan bazı alış verişler, İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde yasak değildir.

Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Sebeplere yapıştıktan sonra tevekkül edilir. Devesini dışarı bırakıp tevekkül ettiğini söyleyen birisine, Peygamber efendimiz, 
(Deveni bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül et) buyurdu. (Tirmizi)

Tabii ki sigortaya girmekle kaza kader değişmez. Fakat biz kaza kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, bizimki sadece tedbir almaktır. Tedbir almak, sebeplere yapışmak da dinimizin emridir. 
(Redd-ül Muhtar, Dürer, Kuduri, Mebsut)

Sual:
 Almanya’dan yazıyorum. Burada piyango tertiplemek, sigorta acentası veya banka reklamı yapmak caiz midir?
CEVAP
Caizdir.
Rum suresi, nübüvvetin 5. yılında, Roma-Fars savaşı esnasında nazil olmuştur. O zaman, 
Husrev, Fars; Herakl da, Roma hükümdarı idi. Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu, Romalıların elindeydi.

Farslılar, Suriye ve Anadoluya taarruz edip, Roma ordularını müthiş bir hezimete uğratmışlar, bütün mabedleri tahrip etmişlerdi. Fars orduları, Anadoluyu istila edip Boğaziçine kadar gelmişlerdi. Yirmi bin yahudi, altmış bin hıristiyan kılıçtan geçirilmişti. Doğu Roma diye bir şey kalmamış gibiydi.

Roma’da iç isyanlar başlamış, orduları dağılmış ve hazinesi boşalmıştı. Farsın kumandanları, zafer sarhoşluğu ile Romalılara barış teklif etmişlerdi.

Roma İmparatoru, Farsın istediği her şeyi verecekti. Bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at ve bin kadın ilk verilecek şeyler arasında idi.

Herakl
, şeref ve itibar kırıcı bütün bu şartları kabul etmek zorunda kalmış ve bu esaslar dahilinde barışı imzalayacak delegelerini Husreve göndermişti. Fakat Husrev, bunu da kâfi görmeyerek, (Bizzat İmparator, zincirler içinde karşıma gelmeli, ateşe ve güneşe tapmalıdır) demişti.

Müşrikler sevindi
Doğu Roma, kitap ehli, hıristiyandı. Fars ise mecusi, müşrik idi. Harbin neticesi müslümanları üzmüş, Mekke müşriklerini de, pek sevindirmişti. Müşrikler, müslümanlara, (Bir savaş çıksa, sizin de akıbetiniz, hıristiyanlar gibi olur) demişlerdi.

Bu olaylar esnasında, hiç kimse, savaş gücünü kaybeden Romanın yeniden güçleneceğine ihtimal bile veremiyordu. Rum suresinde,
(Rumlar, en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir)buyuruldu. Ama müşriklere göre bu, inanılacak şey değildi. Halbuki Allahü teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti.

Hazret-i Ebu Bekir, sure-i celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Sevinmeyin, birkaç yıl sonra Roma, Farsa galip gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar?) diye sordular. (3 yıl)
 diye cevap verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek, on deveye Hazret-i Ebu Bekir ile bahse girdi.

Hazret-i Ebu Bekir, durumu Resul-i ekreme haber verdi. Peygamber efendimiz, 
(Birkaç yıl, 3-9 yıl arası demektir. Deve sayısını çoğalt ve müddeti de uzat) buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekir, Übeyyi arayıp buldu. Übeyy, (Ne o, pişman mı oldun?) dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Bahsi artır. Yüz deve ve 9 yıl olsun) dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romanın yeneceğine ihtimal vermediği için, (Peki) dedi.

Dokuz yıl sonra, Bedir’de Müslümanlar, müşriklere Allahü teâlânın yardımı ile galip geldikleri sırada, Roma da, Farsa galip gelmiş, Hazret-i Ebu Bekir bahsi kazanmıştı.

Übeyy, Uhudda yaralanıp, dönüşte öldüğünden, Hazret-i Ebu Bekir, develeri Übeyyin vârislerinden aldı.
Bu durum müşrikleri çok düşündürdü. İçlerinden bir çoğu, müslümanlığı kabul etti. Böylece Kur'an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı. 
(Medarik, Tibyan)

Mekke, o zaman İslam ülkesi olmadığı ve Hazret-i Ebu Bekir’in kazanması garanti olduğu için, bu bahis caiz görülmüştü. Bunun için İmam-ı a'zam ile İmam-ı Muhammed’e göre, riba ve kumar gibi şeylere ait fasid akidler, dar-ül-harbde, müslüman ile gayri müslim arasında caizdir. 
(Mülteka)

Dar-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmenin caiz olduğunu gösteren bir misal daha verelim:
Meşhur bir pehlivan olan Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah efendimiz, defalarca Rükâne’yi yenip koyunların tamamını aldı. Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne müslüman oldu. 
(Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve)

Sigortacı ile Dâr-ül-harpte sözleşme yapmak ve vereceği paraları almak helal olur. 
(İbni Âbidin)

Fasid akidler de caizdir
Daha açık bir ifade ile, dar-ül-harbde, yani Almanya, İngiltere gibi İslamiyet ile idare edilmeyen yerlerde, bir müslüman, kazanmak şartı ile, kumar, piyango, faiz ve sigorta yolu ile, oradaki herkesin parasını, malını alabilir. (Kuduri, Cevhere, Vikaye, Redd-ül Muhtar, Hindiyye, Mebsut)

Diyanet Ansiklopedisi
’nde ise şöyle diyor:
Ebu Hanife ve imam-ı Muhammed’e göre dar-ül-harbde müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. Aynı şekilde Hanefi mezhebine göre, fasid kabul edilen alış veriş ve ticari muameleler, bahse girmek ve kumar oynamak da caizdir. Ancak müslümanın bu işlemlerden kazançlı çıkması şarttır. 
(Faiz maddesi s.121)

Bu vesikalardan da anlaşıldığı gibi, faiz almak caiz olan yerlerde, banka reklamı yapmak da caizdir. Üstelik bankalar, sadece faizli işlem yapmaz, fabrikalara, şirketlere hissedar olmak, bina yapıp satmak, alacaklıların senedini tahsil etmek, para havalesi yapmak gibi birçok faizsiz işlem de yapar. Böyle kazancı haram-helal karışık bir kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alış veriş ve kira işlemleri yapmak caiz olur. (Hadika) 

Kasko yaptırmak
Sual:
 Sigorta yaptırmak caiz olduğu gibi, otomobil için kasko sigortası yaptırmak da caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.

Sigorta acentesi
Sual
: Sigorta acenteliği yapmak caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.

Küfre düşen ne yapmalı?

Sual: Bilip bilmeden çok söz söylüyor, doğru yanlış çok iş yapıyoruz. Farkında olmadan küfre düşmüşsek ne yapmamız lazımdır?
CEVAP
İslam âlimleri buyuruyor ki:
Her Müslümanın Allahü teâlânın emirlerine uyması, yasak ettiği şeylerden kaçması gerekir. İbadetleri yapmaya, haramlardan sakınmaya önem vermeyenin imanı gider, kâfir olur. Kâfir olarak ölen kimse, ahirette sonsuz olarak Cehennemde çeşitli azaplara maruz kalır. Affedilmesine ve Cehennemden çıkmasına imkan ve ihtimal yoktur.

Bir Müslümanın küfre düşmesi, yani kâfir olması çok kolay olur. Çünkü her sözde ve her işte kâfir olmak ihtimali çoktur. Bunun için küfrün sebebi bilinmese de, her gün bir kere, 
Ya Rabbi, bilerek veya bilmeyerek küfre [kâfirliğe] sebep olan bir söz söyledim veya bir iş yaptımsa, pişman oldum, beni affet demelidir. Böyle tevbe eden muhakkak af olur, Cehennemden kurtulur. Cehennemde sonsuz kalmamak için, her gün muhakkak tevbe etmelidir. Müslümanın bu tevbeden daha önemli görevi yoktur.

Kul hakkı bulunan günahlara tevbe ederken bu hakları ödemeli, kılınmamış namaz borçlarına tevbe ederken de, bunları kaza etmeye çalışmalıdır. 
(Seadet-i Ebediyye)

İbadetleri yok olur mu?
Sual:
 Bir insan kâfir olsa, sonra Müslüman olsa, ibadetleri yok olur mu?
CEVAP
Mürtedin önceki ibadetlerinin sevapları yok olur. Tekrar imana gelirse, zengin ise, yeniden haccetmesi gerekir. Malları kendisine geri verilir. Namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını kaza etmesi gerekmez. Mürted olmadan önce, kazaya bırakmış olduklarını kaza etmesi gerekir. Çünkü mürted olunca, önceki günahlar yok olmaz. Mürted, imana gelirse, mürted iken kılmadığı namazlarını kaza etmez. Çünkü kâfirler ibadetlere muhatap değildir. Yani onlardan ilk istenen iman etmeleridir.(Hindiyye)

Küfre düşürücü sözleri öğrenmeli, küfre düşmemeye dikkat etmelidir. Çünkü bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz.)[Deylemi]

Küfre düşmemek için
Sual: Küfre düşmemek için ne yapmalı?
CEVAP
Küfre düşüren söz ve işleri öğrenerek bunlardan sakınmalı. Müslüman bile bile küfre düşmez; kasten kendisini kâfir yapmaz ama bilmeden düşebilir. Bilmeden küfre düşen, bu duayı ihlâsla okursa, imanı tekrar geri gelir:
(Allahümme innî e’ûzü bike min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemü ve estağfirüke li-mâ lâ a’lemü inneke ente allâmül guyûb.)

Gayri müslimlerin yemeklerini yemek

Sual: Hıristiyan kadınları, pişirdikleri yemekten bize getiriyorlar. Biz de bu yemekleri yiyoruz. Bazıları gayri müslimlerin pis olduklarını, hediyelerini almanın caiz olmadığını söylüyorlar. Doğru mudur?
CEVAP
Gayri müslimlerin yemeklerini yemek, verdikleri hediyeleri alıp kullanmakta mahzur yoktur. İslam âlimlerinin en büyüklerinden olanimam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Tevbe suresi 29. âyet-i kerimesinde 
(Müşrikler elbette pistir)buyuruluyor. Hanefi âlimleri bu âyeti, Allahü teâlânın (Müşrikler pistir) buyurması, (Müşriklerin kalblerinin, itikadlarının pis olduğu içindir) diye açıklamışlardır. Gayri müslimler, temizliğe riayet ederlerse, bedenlerine pis denemez. Çünkü Peygamber efendimiz, bir yahudi evinde yemek yedi, bir müşrikin kabı ile taharetlendi. Hazret-i Ömer de bir Hıristiyan kadının kabından taharetlendi. Müşriklerin bedenleri de pis olsaydı, onların yemeklerini yemez, sularını içmezlerdi. Eğer müşriklerin bedenleri pis olsaydı, iman edince temiz olmamaları gerekirdi. O halde onlara pis denilmesi, kalblerinin pis olduğunu bildirmek içindir. İman edince kalblerindeki bu pislik gider, temiz olur. İtikadlarının, kalblerinin pis olması, bedenlerin de pis olmasını gerektirmez.

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ehl-i kitabın [Yahudi ve Hıristiyanların] pişirdiklerini, kestiklerini yemek helaldir.) [Maide 5]

O halde, kâfirlere karışan, alış-veriş eden müslümanları pis bilmemelidir! Böyle müslümanların pis olduklarını sanarak, bunların yiyecek ve içeceklerinden sakınmamalı, müslümanlardan ayrılmak yoluna sapmamalıdır! Bu hâl, ihtiyat değil, bu halden kurtulmak ihtiyattır.) 
[Mektubat c.3, m.22]

Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan 
imam-ı Gazali hazretleri de buyurdu ki:
(Haram olduğu bilinmeyen şeyler yenir. Peygamber efendimiz, bir müşrikin, Hazret-i Ömer de, bir Hıristiyan kadının testisinden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, kâfirlerin verdiği suyu içerdi. Halbuki, pis, necis olan şeyi yemek haramdır. Kâfirler ise, ekseriya pis olur. Elleri kapları şaraplı olur. Çeşitli şekilde öldürerek leş ettikleri hayvanları yerler. Eshab-ı kiram, buna rağmen, necis olduğunu kesin olarak bilmedikleri için, onlardan et, peynir gibi gıda maddelerini alıp yerlerdi.) 
[Kimya-ı Seadet]

Dinimiz zimmiye [gayrı müslim vatandaşa] zekat hariç, sadaka, sadaka-i fıtr, adak ve hediye verilmesinin ve onlardan cizye ve hediye almanın caiz olduğunu bildiriyor. 
(Mevkufat, Dürer)

Dinimiz, kâfire itikadlarından dolayı hürmet etmenin ve selam vermenin caiz olmadığını; ama ihtiyaç halinde selam verip müsafeha etmenin caiz olduğunu bildiriyor.
 (Redd-ül Muhtar)

Zimmiye zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha büyük günahtır. Zimmiyi üzmemek için selam vermek caizdir. 
(Dürr-ül-muhtar)

Hadis-i şerifte ise, 
(Zimmiye eza edenin hasmı ben olurum)buyuruluyor. (Hatib)

Yine hadis-i şeriflerde 
(Hediyeyi reddetmeyin!) ve (İstemeden verilen şeyi alınız! Allahü teâlânın gönderdiği rızıktır) buyuruluyor. (Beyheki)

Sual: Kâfirin ikram ettiği yenir mi, verdiği hediye alınır mı, bardağından içilir mi?
CEVAP
Üçü de Evet.

Sual: 
Ateist komşuların getirdiği aşure veya tatlı gibi şeyleri yemek caiz mi?
CEVAP
Necis olduğu bilinmedikçe dinsizlerin yemeği yenir. Yani domuz eti ve şaraplı olduğu bilinmezse yenir.

Sual: 
Her ülkede etli yemek yemek caiz midir?
CEVAP
Ölçü şu: Müslümanların, müşrik olmayan Hıristiyanların ve Yahudilerin kestiği sığırların, koyunların etleri yenir. Dinsizlerin, Budistlerin, Hinduların ve diğer bâtıl dinlere mensup kimselerin kestikleri hayvanın eti yenmez. Müşrik olmuş Hıristiyanların ve Yahudilerin kestiği etler de yenmez; ama müşrik mi diye de araştırmak gerekmez. Hıristiyan veya Yahudi olarak bilinen kimselerin kestikleri yenir. Müslümanım dediği halde, mürted olmuş kimselerin kestiği etler yenmez. Bunları da araştırmak gerekmediği için, kasaplarda ve marketlerde satılan etleri yemek caizdir.

Sual: 
Şimdiki Hıristiyanlar kan akıtmadan, hayvanların kafasına kurşun sıkarak ya da boğarak öldürüyorlar. Bunların öldürdükleri hayvanları yemek caiz midir?
CEVAP
Boğarak veya kurşun sıkarak öldürdükleri kesin olarak biliniyorsa yenmez. Fakat zan ile olmaz.

Osman Ünlü hoca ile bugünkü canlı sesli sohbet



  


1- Camide ezan duasını toptan okuyorlar, bu uygun mudur?


Ezân duası müstakilen okunur. Sünnet-i seniyye ye uygun ezan okunduğunda ezân duasını herkes bilmediği zamanlarda ancak öğretmek için yüksek sesle birisinin okumasına izin verilebilir.


2- Çocuğumuza çift isim koymamızın bir mahzuru var mıdır?


Çocuğa tek veya çift isim konulmasında dinen bir mahzuru yoktur. Konulabilir.


3- Zamm-i sureden once besmele çekilir mi?


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki; zamm-ı sureden önce besmele çekmek müstehâbtır buyuruyor. Dolayısıyla zamm-ı sûreden evvel besmele çekmek iyi olur.


4- Vesvesenin çaresi var mıdır?


Eğer vesvese bir hastalık haline dönmemişse vesvese dini hükmünün o konuda iyi bilinmemesinden kaynaklanır. Bunun çaresi vesveseye düştüğümüz konudaki ilmihâl bilgilerini iyi öğrenmektir.


Dinden nefret ettirmek

Sual: (Müjdeleyin, nefret ettirmeyin) hadisine rağmen, (İnkâr eder veya şu günahı işlerseniz, cehenneme gidersiniz) gibi âyet ve hadisleri nakletmek nefrete sebep olmaz mı?
CEVAP
Allahü teâlânın azabının şiddetli olduğunu bildiren âyet-i kerime ve hadis-i şerifleri nakletmek, (Nefret ettirmeyin) hadis-i şerifine aykırı değildir. Âyet-i kerimeler birbirine aykırı olmaz. Hadis-i şerifler de âyet-i kerimeye aykırı olmaz. Müminin Allahü teâlânın azabından korkması ve rahmetini ümit etmesi gerekir.

Yarın ahirette kâfirler, (Bize dünyada Allah’ın azabının olduğunu bildiren kimse olmadı) derlerse, ne cevap verilecek? Hâşâ Kur’an-ı kerimdeki azap âyetleri lüzumsuz mudur? Hiç kimseye duyurulmaması mı gerekir? Günah işleyenlerin cezalarının verileceğini bildiren hadis-i şerifleri gizlemek mi gerekir?

(Nefret ettirmeyin) hadis-i şerifini istismar eden, yani kötüye kullanan kimseler, ateist olup, kendilerine hümanist diyen dinsiz kimselerdir.

Allahü teâlânın azabı şiddetlidir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(
Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur ve] kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]

(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfal 13]

(Kullarıma haber ver ki, ben gafur-ur-rahim olduğum gibi, azabım da çok acı, çok şiddetlidir.) [Hicr 49–50]

Günah işleyenlerin cezalandırılacağını bildiren birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(
Zina ve faiz yaygınlaşan toplum, Allahü teâlânın azabını hak etmiş olur.) [Hâkim]

(Allahü teâlâ, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, saklayana, taşıyana, kendisine götürülene ve parasını yiyene lanet etti.) [İbni Mace]

(Livata yapan melundur.) [İ. Ahmed]

(Nefret ettirmeyin) demek, emr-i maruf ve nehyi münkeri terk edin, günahlara verilen cezaları açıklamayın demek değildir. Emr-i maruf yaparken, nefrete sebep olmayın, yumuşak olarak bildirin, samimiyetle ve şartlarına uygun olarak tevbe edenlerin affedileceğini de söyleyin demektir.

Abdestin önemi

Cafer-i Sadık “rahmetullahi aleyh” hazretlerine bir gün iki genç gelip;
- Bize, abdestin faziletinden anlatır mısınız, dediler.

Büyük Veli,
- Peki gençler, buyurdu.

Ve şu hadis-i şerifi nakletti onlara:
(Ümmetimin abdest uzuvları, mahşer karanlığında öyle nurlu olur ki, etraflarına ışık saçar. Başkaları onlara gıbta ile bakıp; “Keşke biz de bu ümmetten olsaydık”, diye hayıflanırlar).

Ve şöyle devam etti:
- Eski Peygamberlerin kitaplarında okumuştum. Şöyle yazıyordu: “Bir şeyden korkan kimse hemen abdest alırsa, o şeyin zararından korunmuş olur”.

Ve başından geçen şu hadiseyi anlattı:

Bir yere gidiyordum.
Bir rahibin evini uzaktan görünce durup, onu imana davet etmeyi düşündüm.
Ve yolumu değiştirip, o rahibin evine doğru yürüdüm.

Varıp çaldım kapıyı.
Ama kapı açılmadı.
Bekledim.

Bir kaç dakika sonra, rahip elinde havlu ile açtı kapıyı ve;
- Beklettim, dedi. Özür dilerim.

Sordum:
- Hayırdır, niye geç açtınız kapıyı?
- Abdest alıyordum da.

- Abdest mi alıyordunuz?
- Evet. Sizi pencereden görünce heybetinizden korku geldi kalbime. Hemen abdest almaya gittim.

- Niçin ama?
- Tevrat’ın tavsiyesi böyle. Orada yazıyor ki: “Bir şeyden korktuğun zaman abdest al ki, ondan zarar görmeyesin”.

- Ya, ne güzel, dedim.

Sevinmiştim.
İmana çağırmanın tam vaktiydi.

Dedim ki:
- Benim size bir teklifim olacak.

- Buyurun.
- Müslüman olur musun?

Rahip tereddütsüz;
- Hayhay! dedi.

Ve “Şehadet”i okuyup, imanla şereflendi.
Bir “abdest” sebebiyle ebedi Cehennemden kurtardı kendisini.


Arkadaşın önemi

Oğlu Musa Kazım nasihat istemişti kendisinden.

Buyurdu ki:
- İyilerle arkadaş ol, kötülerden uzaklaş!

Ve ekledi:
- “İyi arkadaş”, seni Cennete sevk eder, “Kötü arkadaş” ise Cehenneme.

İmam ve cemaat

Sual: S. Ebediyye’de, (Cemaat istese de, imamın, farz kıldırırken kıraati ve tesbihleri sünnetten fazla okuması tahrimen mekruhtur) denirken, Mektubat-ı Rabbani’de, (İmam için ise, cemaatin haline göredir) deniyor. Bu çelişki değil mi?
CEVAP
Hayır, biri diğerini açıklamaktadır. Cemaatin haline göredir demek, sünnetten bile az okuyabilir demektir; çünkü hasta, yolcu olabilir, bir an önce gitmek isteyebilir. İmam cemaatin durumuna göre, sünnet miktarından aşağı da okuyabilir. Cemaat istese de, sünnetten fazla okuması mekruh olur.

Kumardan kazanılan para
Sual: Bir kimse kumardan kazandığı parayla çay ısmarlasa, içmem demek de o anda mümkün olmasa, böyle emr-i vaki karşısında içmek caiz olur mu?
CEVAP
Emr-i vaki olunca, cebindeki paradan vermiş kabul ederek içilebilir.

Alkollü boyaya karşı namaz
Sual: İçinde alkol bulunan yağlı boyayla badana yapmak caiz olur mu? Bu duvara karşı namaz kılınır mı?
CEVAP
Caizdir, namaz kılınır. Necasete karşı namaz kılınmaz; fakat necaset bulaşmış bir şeye karşı kılmak, caiz olur.

Namaz kılana kâfir denir mi? (2)

8- İmanın 6 şartından birine inanmayan, namaz kılsa da kâfirdir. (Eşiat-ül-lemeat)


9- Bir Müslümanın, bir sözünden veya bir işinden yüz şey anlaşılsa, bunlardan 99’u küfre sebep olsa, biri Müslüman olduğunu gösterse, o bir şeyi anlamak ve ona kâfir dememek gerekir; fakat bu husus, bir sözün veya bir işin, yüz manası olduğu durum içindir. Yoksa yüz sözden veya yüz işten biri imanı gösterse, 99’u küfrünü gösterse, bu kimseye Müslüman denilmez; çünkü bir kimsenin yalnız bir sözü veya bir işi bile, açık olarak küfrü gösterse, yani imanı gösterecek hiçbir manası olmasa, o kimsenin kâfir olduğu anlaşılır. Başka sözlerinin ve işlerinin imanı göstermeleri, imanlı olduğunu bildirmeleri, o kimseyi küfürden kurtarmaz, Müslüman olduğuna hükmedilmez. (Kıyamet ve Ahiret)


Müslüman olmanın en önemli alametlerinden birisi, namaz kılmaktır. Cemaatle kılması da, ayrıca bir önem taşır. Buna rağmen Peygamber efendimiz buyuruyor ki:


(Ahir zamanda bir camide binden fazla kişi namaz kılacak; fakat içlerinde bir tane mümin bulunmayacaktır.) [Deylemi]


Demek ki, müslüman olmak için, sadece müslüman alametlerinin olması yetmez. Dinde zaruri bilinmesi ve inanılması gereken bilgilerden, birini bile inkâr etmemesi şarttır.

Tertibin düşmesi
Sual: Tertip sahibi bir kimse, gece kılarım diye yatsıyı kılmadan yatsa, uyanınca güneş doğmasına az bir zaman kalsa, yatsıyı kaza edince güneş doğacağını, sabahı kılamayacağını anlasa, yatsıyı mı kaza eder, yoksa sabahı mı kılar?
CEVAP
Vaktin dar olması tertibi düşürür. Yani sabahı kılar, yatsıyı kuşluk vaktinde kaza eder. Vaktin dar olması, kazayı kıldıktan sonra, edaya vaktin kalmaması demektir. (Hindiyye)

Horoz dövüşü, boks ve sirk
Sual: Horoz ve deve dövüşünü, boğa güreşlerini ve boks maçlarını seyretmek, sirke gitmek günah mıdır?
CEVAP
Horoz ve deve dövüşleriyle boğa güreşleri, hayvanlara zulüm olduğu için günahtır. İnsanları dövüştürmek de günahtır. Avret yerlerinin açık olması da, bir başka günah oluyor. Canlının yüzüne vurmak da günahtır. Sirklerde de, genelde tehlikeli gösteriler, cambazlıklar yapılıyor. Sirke gitmek, bu gösterileri tasvip etmek demektir. Bu günah olan şeyleri seyretmek de günahtır; çünkü din kitaplarında deniyor ki:


Cambaz ipten düşüp ölürse, seyirciler de günaha girer; çünkü onlar seyretmeselerdi, cambaz, cambazlık yapmaz ve ipten düşüp ölmezdi. Öldürülen kimse, eceli geldiği için ölürse de; öldüren veya ölümüne sebep olan kimse de cezasını görür. (S. Ebediyye)

Osman Ünlü hoca ile bugünkü canlı sesli sohbet


1- Abbâsî devletini ve Emevî devletini nasıl bimeliyiz? 

Emevi ve Abbasi halifeleri islâmiyyete hizmet etmişlerdir. Halifelerin içinde itikadı bozuk olanlara ehl-i sünnet alimleri cevab vermişlerdir. Halifelerin içinde fasık olanlarda olmuştur ama biz islamiyyete yaptıkları hizmetlerden dolayı hayırla yad ederiz.

2- Ayak parmaklarını namazda oynatmanın mahsuru var mıdır?

Kıyâmda, rükuda,  secde de bütün uzuvların hareketsiz olması lazım.  Dolayısıyla mekruhtur,  edebe de uygun değildir.

3- Cinler hakkında bilgi verir misiniz?

Cinler ateşten yaratılmıştır. Cinlerin insanlara göre ömürleri daha uzundur. Hızlı hareket ederler ve birden doğudan batıya gidebilirler. Dini konularda cinlerden bir şey öğrenilmez, dünyevi konularda da yalan söylerler,  itibar edilmez.

4- Kaza namazı kılmak için ezân okumak şartmıdır?

Vaktin ezânı bulunduğu yerde sünnet-i seniyye ye uygun okunuyorsa o ezânla sadece kâmet getirerek o namazlarını kaza edebilir.Eğer sünneti seniyye ye uygun okunmuyorsa bir defa ezân okur ve iki günlük kaza namazlarını kılarken sadece her kazâ namazında sadece kâmet getirir.  

5- Sahurda niyet etmeyi unuttum, orucum oldu mu?

Sahura kalkmak  hâl ile niyettir ve oruç olmuştur. 

6- Secdeye giderken pantalonları çekerek secdeye gitmek namazı bozar mı?

Eğer iki elinin  parmak uçları ile tutarak pantalonu yukarı çekerse namazı bozulur. Ama zaruri halde ise avuç içi ayası ile dizlerine yapıştırır yukarı hızlı çekerse bu namazı bozmaz.

Bir okuyucunun mektubu




Tatlı çok, bal başkadır,


Çiçek çok, gül başkadır, 


Gazeteler çok ama;


Türkiye bambaşkadır…

Türkiye gazetesi, benim için çok önemli. Onu okuduğum için, kendimi ve tüm okuyanları şanslı görüyorum.

Gazete dersek Türkiye’me haksızlık olur. O, benim için, hazineye, cennete götüren bir yol haritası. Okuyanlar bilir kıymetini…

Bu bir aşk öyküsü gibi, inanın. Hani derler ya, aşk anlatılmaz, yaşanır, gerçekten Türkiye’m bana Allahü teâlânın aşkını, Resulullahın sevgisini, sevdiklerinin sevgisini, hayata geliş gayemi öğretti.

Allahü teâlâya sonsuz hamd-ü senalar olsun, tanışmak nasip oldu.

Türkiye gazetesinin sahiplerinden, çalışanlarından, yazarlarından ve ailemden Allahü teâlâ razı olsun; çünkü ailem bana gazetemi temin etti. Onlara çok şey borçluyum. Onların hakkını ödememi Rabbim nasip etsin.

Elime alır, gazetemi nasıl okuyacağımı şaşırırım, yüksekte tutarım, Bizim Sayfa’ya kıyamam, yıllardır biriktiririm onları. Keser ilmihal yaparım, sevdiklerime hediye ederim kendimce. Sohbetlerde okurum onları. Hocalarımdan manen destek alırım, daha neler neler....

Kötü yayınlardan sakınmalı


Her evde Türkiye okunmalı!

Gazetem için destan yazılsa az gelir.

Allahü teâlâya emanet olun. Hayırlı günler dilerim can-u gönülden...

Ayşe Kılıç - Almanya

Türkiye Gazetesi’ne abone olmak isteyen üyelerimiz dinimizislam3@gmail.com adresine bildirebilirler.

Okuyucu Danışma Hattı: 
Tel: 444 49 49 − 0 212 454 3454

Related Posts with Thumbnails