Hakikat Kitabevi

Sual: İsmi çeşitli iddialarla gündeme gelen Ömer Öngüt’ün kitaplarını yayınlayan Hakikat Yayıncılık ile Hakikat Kitabevi arasında bir bağlantı var mı?
CEVAP
Hayır, uzaktan veya yakından hiçbir bağlantı yoktur. Sadece isim benzerliğidir. Hakikat Kitabevi’nin merkezi İstanbul’un Fatih ilçesindedir. İnternet adresi de, www.hakikatkitabevi.com ’dur. Birçok dildeki kitaplarının yanında, yayınladığı Türkçe kitaplar şunlardır:

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, Mektubat Tercemesi, Faideli Bilgiler, Hak Sözün Vesikaları, Herkese Lazım Olan İman, İslam Ahlakı, Eshab-ı Kiram, Kıyamet ve Ahiret, Cevap Veremedi, İngiliz Casusunun İtirafları, Kıymetsiz Yazılar, Namaz Kitabı, Şevahid-ün Nübüvve, Menakıb-ı Çihar Yar-i Güzin.

Hakikat Kitabevi’nin, bunlardan başka Türkçe yayını yoktur.

Hamama gitmek uygun mu?
Sual: Kadınların ve erkeklerin, hamama gitmeleri uygun değil midir?
CEVAP
İkisi de uygun değildir; çünkü kadınlar kadın hamamında avret yerlerini açıyorlar ve birbirlerinin avret yerlerine bakıyorlar. Kadının kadına avret yeri, göbekle diz arasıdır. Buralarını, kadınlar yanında da açmak ve başkasının açık olan avret yerine bakmak günah olur. Erkeğin erkeğe avret yeri de, göbekle diz arasıdır. Bundan dolayı erkeklerin de, avret yerini açan erkeklerin bulunduğu hamamlara gitmeleri doğru değildir. Hastalık veya başka bir ihtiyaç sebebiyle umumi hamama veya umumi kaplıcaya gidince de, diz ve göbek arasını örtmeli; açık olanlara bakmamalı. İhtiyaç olunca, Hanbelî mezhebini taklit etmeli; çünkü Hanbelî mezhebinde erkeklerin avret yeri sadece seveteyndir. Yani ön ve arka edep yerleridir.

Uygun olmayan elbiseler satmak
Sual: Dışarıda giyilen açık saçık elbiseler satıyoruz. Mağazamıza Müslüman olmayanlar da geliyor. Uygun mudur?
CEVAP
Sadece gayrimüslim olanlar gelseydi mahzuru olmazdı. Müslümanlar da geldiği için, yani onlara da satılacağı için uygun değildir.

Üçgen şeklinde muska
Sual: Muska taşımak caiz midir? Muska nasıl kaplanır? Üçgen şeklinde olmasının, onunla tuvalete girilmesinin mahzuru var mıdır?
CEVAP
Dinin bildirdiği dua ve âyetlerin yazılı olduğu muskayı taşımak caizdir. (F. Hadisiyye)

Muskanın üçgen veya başka bir şekilde olmasının da hiç mahzuru yoktur. Muska ya yedi kat balmumu kaplanmış muşamba denilen beze sarılır veya tek kat deri yahut naylona sarılır. Bu haliyle tuvalete girmekte de mahzur olmaz.

Uykudaki sevab ve günah

eflahuyku2wb9.gifSual: Uykudayken de yazılan sevab ve günahlar var mıdır?
CEVAP
Evet, vardır. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadettir.) [Deylemi]

(Abdestli olarak yatan, uykudayken, gündüz saim [oruçlu], gece kaim [gece uyanıp ibadet eden] gibi sevaba kavuşur.) [Deylemi]

(Âlimlerin uykusu ibadettir.) [İ. Gazali]

Ölü gibi yatan, Allahü teâlânın lutfüyle, uyurken de sevab kazanıyor. Uykuda insana günah yazılmaz; çünkü şuurlu olarak bir günah işlemiyor. Bir hadis-i şerif meali: (Şu üç kişiden kalem kaldırıldı: Uyuyan uyanana, çocuk büluğa erene ve deli olan iyileşinceye kadar.) [Ebu Davud]

Şartsız bildirilen bu hadis-i şerife bakınca, uyurken sevab da yazılmadığı anlaşılır; çünkü kalem kalktı deniyor. Ölenin defteri de kapanır, artık sevab günah yazılmaz; ama bunun da uyku gibi istisnaları vardır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Bir mümin ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üçü bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendisine dua eden salih evlat bırakan.) [Buhari]

(Bir sünnet-i hasene çıkarana [iyi bir çığır açana], onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevab yazılır. Sünnet-i seyyie çıkarana [kötü bir çığır açana] da, onun günahı ve kıyamete kadar onu işleyenlerin günahı kadar günah yazılır.) [Müslim]

Uykuda sevab ve günah yazılanlar olduğu gibi, ölünce de sevab ve günahı devam edenler oluyor. Uyuyan da, çocuk, deli ve ölü gibi günah işlemiş olmaz; ancak gücü yeterken borcunu ödememişse, işlediği zulmün günahı uykudayken de yazılır; çünkü gücü yeterken borcunu ödememek zulümdür. Bir hadis-i şerifte, (Zenginin [ödeme imkânı olanın] borcunu ödemeyip, oyalaması zulümdür) buyuruldu. (Buhari)

Uyurken zulüm kalkmadığı gibi, eskiden işlediğimiz günahlar da silinmez. Günahlarımız, uyurken de, uyanıkken de devam eder. Malı olduğu halde, borcunu ödemeyi bir saat geciktiren, zalim ve asi olur. Namaz kılarken de, oruç tutarken de, uykuda da, yani her an lanet altında bulunur. Borç ödememek öyle bir günahtır ki, uykuda bile durmadan yazılır. (Bey’ ve şira risalesi şerhi)

Buradaki incelik: Uyuyan, uyurken günah işlediği için değil, daha önce borcunu, imkânı varken ödemediği için günah yazılıyor. Uykudayken yaptığı bir şey yazılmıyor, eski günahı devam ediyor.

Şeref nedir?

Sual: Şerefli, şerefsiz deniyor. Şeref nedir?
CEVAP
Şeref, yücelik, büyüklük, Allah katındaki üstünlük demektir. Bunun için, Müslümana şerefsiz diye hakaret etmekten çok sakınmalı.

İnsanın şerefi, Allah indindeki değeri, ilim ve edep sahibi olmasıyla ölçülür. Zenginlikle, makam ve mevki sahibi olmakla, şöhret veya soyla ölçülmez. (İslam Ahlakı)

İnsanın şerefi, ilmi ve edebiyle ölçüldüğü gibi, mekânların [yerlerin] şerefi de orada bulunanların şerefiyle ölçülür. Onun için, (Şeref-ül-mekân bil-mekîn) demişlerdir. Bir evde salih kimseler varsa, günah işlenmiyor, ibadet ediyorlarsa, orası şerefli bir mekân olur. Bir evde de, fasıklar oturuyor, orada çeşitli günah işleniyorsa, orası fısk meclisi olur.

İstişare
Sual: İstişare ettiğimiz kimse yanlış cevap verirse, istişarenin ne faydası olur?
CEVAP
İstişare, herkesle yapılmaz. O işin ehli olanla yapılır. Bir iş, salih olan ehliyle istişare edilirken, soran Allah rızası için sorar, cevap veren de Allah rızası için ihlâsla cevap verirse, cevap yanlış bile olsa, Allahü teâlâ o işin neticesini hayra çevirir, yani o iş mutlaka hayırla sonuçlanır.

Savunma savaşı
Sual: Cihad sadece savunma savaşı mıdır?
CEVAP
Cihad, insanların İslamiyet'i işitmelerine ve Müslüman olmalarına mani olan zâlimleri, sömürücüleri ortadan kaldırarak, insanların Müslüman olmakla şereflenmeleri, böylece iki cihanda da saadete kavuşmaları için yahut Müslümanlara saldıran kâfir, zâlim ordularına karşı Müslümanların mallarını, canlarını ve ırzlarını, namuslarını korumak için, canla, malla, yayın yoluyla yapılan savaştır.

Güç kullanarak cihadı yalnız devlet yapar. Fertlerin başkalarına saldırmalarına cihad değil, çapulculuk, barbarlık denir. Sözle, yazıyla cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble ve duayla bunlara yardım etmek ise, her Müslümanın vazifesidir. (Hadika)

Kiracının ihmali yoksa
Sual: Tabii afetlerden ev zarar görürse veya hırsızlar eve, kapıya zarar verirse, bu zararları kiracı mı öder?
CEVAP
Hayır; çünkü bunda kiracının ihmali yoktur.

Sabır istemek gerekir

image007ef1.jpgSual: (Allah’tan sabır istememeli; çünkü sabır istemek, bela istemek anlamına gelir. Buna ise herkesin gücü yetmez) deniyor. Sabır istemek kötü mü?
CEVAP
Hayır, kötü değildir. Biz bela ve musibet istemiyoruz. (Başımıza bela ve musibet gelirse, bunlara karşı sabırlı olmamızı nasip et) diye dua ediyoruz. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Sabır ve namazla Allah’a sığınıp yardım isteyin.) [Bekara 45]

(Ey iman edenler, sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin; çünkü Allah elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]

Görüldüğü gibi Allahü teâlâ, (Sabırla yardım isteyin) buyuruyor. Allahü teala ile beraber olmak için sabır istemek ve sabır ehli olmak ne büyük nimettir.

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Allahü teala kendisinden sabır isteyeni sabırlı kılar.) [Tirmizi]

Peygamber efendimiz de, şöyle dua ederdi:

(Ya Rabbi, beni çok şükreden ve çok sabredenlerden eyle!) [Bezzar] (Demek ki sabreden kul olmayı istemek gerekiyor.)

(Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle!) [Taberani]

Resulullah efendimiz, Allah’tan sabır isteyen birine buyurdu ki:

(Allah’tan bela mı istiyorsun, önce afiyet iste!) [Tirmizi]

Bu hadis-i şerif, diğer hadis-i şeriflere aykırı değildir. O kimse, hem bela hem de sabır istiyormuş. (Ya Rabbi, vereceğin belaya sabır ver) demek yerine, (Ya rabbi bela verme, bela gelirse sabrını da ver) diye dua etmenin mahzuru olmaz.

Avamın mezhebi

Sual: (Avam yani müctehid olmayan kimse, rast geldiği müftüye sorar. Sorduğu müftünün mezhebini bilmek zorunda değildir) diyenler oluyor. Mesela Hanefi bir Müslüman, Şafii olan müftüye, (Üç defa emdiğim kadının kızıyla evlenebilir miyim?) dese, Şafii müftü de, (Evlenebilirsin) dese, Hanefi olan sütkardeşiyle evlenebilir mi? Yine Hanefi bir kimse, Şafii müftüye, (Benim elim kanadı, abdestim bozuldu mu) diye sorsa, müftü de, (Bozulmaz) diye cevap verse, Hanefi’nin abdesti bozulmamış mı olur?
CEVAP
Şafii müftü, Hanefi olan avama, (Üç kere emdiğin kadının kızıyla [sütkardeşinle] evlenebilirsin) demez; çünkü Hanefi'de evlenilmeyeceğini bilir. Şafii sanarak evlenebilirsiniz dese de, evlenilmez. Bunun gibi, (Kan abdesti bozmaz) dese de, Hanefi’nin abdesti bozulmuş olur.

Rast gele müftüye sormak, Eshab-ı kiram ve Tabiin zamanındaydı; çünkü o zaman mezhepler tedvin edilmiş değildi. Her zaman aynı müctehide sorma imkânı da yoktu. Mezheplerden meydana çıktıktan sonra, rast gele bir müftüye soramaz. Sorulması gereken müftü ise, müctehid olan âlim demektir. (Feth-ul-kadir)

Mezhepler varken, avam, kendi mezhebinde olan müftüye sorar, kendi mezhebinde olan müftü bulamazsa, ancak o zaman başka mezhepteki müftüye de sorabilir. O müftüye sorarken de, kendisinin Hanefi veya Şafii olduğunu söylemesi gerekir. Şimdi müctehid müftü olmadığı için, kendi mezhebindeki kitaba bakar. İmam-ı Kurafi hazretleri buyuruyor ki:

Eshab-ı kiram zamanında herkes, herhangi bir sahabiye sorar ve öğrendiğiyle amel ederdi. Delil soran olmazdı. Şimdiyse, yeni iman edenlerin, aynı mezhepteki âlimlerden, delil aramadan sorup öğrenerek amel etmeleri, aynı mezhepte olan âlimleri bulamazlarsa, her âlimden sormaları, sonra bir mezhebi öğrenip, bu mezhebi taklit etmeleri gerektiğini âlimler sözbirliğiyle bildirmişlerdir. Yani icma hâsıl olmuştur. (Mizan-ül-kübra)

Allah’ın evi
Sual: Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allah’ın evi denir, deniyor. Bir camiye bid’at işleyenler de geliyor, orası yine Allah’ın evi olur mu?
CEVAP
Evet.

Oturarak kılana uymak
Sual: Namazı ayakta kılan, oturarak kılana uyabilir mi?
CEVAP
Ayakta durarak namaz kılan kimsenin, oturduğu yerde secde edebilen kimseye uyması caizdir. Ayakta namaz kılan kimse, imayla namaz kılan kimseye uyamaz. (Hindiyye)

Yalnız Senden yardım isteriz

Sual: Fatiha suresinde Yalnız Senden yardım isteriz dendiği için, Peygamber kabrine veya bir yatıra gidip Onu vasıta ederek dua etmek şirk olmaz mı?
CEVAP
Duaların kabul olması için bazı şartlar vardır. Herkeste bu şartlar bulunmadığı için duaların kabul olmadığı görülüyor. Onun için, ulemanın ve evliyanın dua etmesi için onlara yalvarmak, onları vasıta kılmak gerekir. Evliyanın diri veya ölü olması arasında fark yoktur. Zira (Büyük bir âlim vefat edince, feyz vermesi kesilmez, hatta artar) buyuruldu. (İrşad-üt-talibin)

Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir. Onların hatırı için istenileni yaratır. Diriler, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olduğu gibi, ruhları da diri olduğu için, Allahü teâlânın yaratmasına sebep olur. Hazret-i Âdem, Muhammed aleyhisselamın hürmeti için dua etti, duası kabul oldu. Allahü teâlâ da, 
(Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı, seni yaratmazdım) buyurdu. (Hakim, Beyheki)

Ölü-diri her velinin ruhundan yardım istenir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, "Ey Allah’ın kulları, bana yardım edin" desin! Çünkü Allahü teâlânın sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani]

(Halil-ür-rahman 
[Hazret-i İbrahim] gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların sebebiyle yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, ölen olmaz.) [Taberani]

Diri de bir şey yapamaz
Fatiha
daki (Yalnız senden yardım isteriz) âyet-i kerimesi, ölünün de, dirinin de bir şey yapmasına tesir eden kudretin, yalnız Allahü teâlâdan olduğuna inanmaya mani değildir. Mesela acıkan, hiçbir sebebe yapışmadan (Ya Rabbi beni doyur) demesi, bu âyete uygun değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, doyurmak için yemek yemeyi sebep kılmıştır. Yemek yiyip doyan da, doymayı Allah’tan bilmesi gerekir. Rabbimiz, yemek yemeden de doyurur. Fakat yemek yenmesini sebep kılmıştır. Yalnız senden yardım isteriz diyen kimse, fırıncıya gidip (Bana ekmek ver) diye ondan yardım istemesi Allah’tan gayrisinden yardım istemek sayılmaz. Allahü teâlânın emrettiği sebeplere yapışmak demektir. Ölü veya diri evliyadan yardım istemek de, sebeplere yapışmaktır.

Abdülaziz-i Dehlevi 
hazretleri Fatihanın tefsirinde buyuruyor ki:
Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Enbiya ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Bu düşünce ile birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur.

Çok tecrübe ettim, Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için ilaç gibidir. 
(İ. Şafii)

Büyük bir zat, "Diri iken tasarruf [yardım] yaptığı gibi, öldükten sonra da yapan evliyadan 
Maruf-i Kerhi ile Abdülkadir-i Geylani’yi gördüm" buyurmuştur. (Mişkat)

Keşf ehli evliyanın çoğu, ruhlardan feyz alarak olgunlaştığını bildirmişler, bunlara 
Üveysi demişlerdir. (Eşiat-üllemeat)

Evliya vesiledir
Mevlana Abdülhakim-i Siyalkuti hazretleri buyuruyor ki:
(Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. (Ya Rabbi, bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver) demektedir. Yahut evliyadan bir zata, (Ey Allah’ın velisi, bana şefaat et, bana vasıta ol, benim için dua et) demektedir. Dileği veren, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fânidir, tasarrufu, gücü yoktur. Böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden de dua istemek, bir şey istemek, yasak edilmedi. Bir cahil, dileğini Allah’ın kudretinden beklemeyip (Veli yaratır) derse, bu düşünce ile ondan isterse, bu elbette yanlıştır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine dil uzatılamaz.)
[Zad-üllebib]

Ebul Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkıştığınız zaman benden yardım isteyin) buyurur. Eşkıya talebeleri yakalar. Allahü teâlâya dua ederlerse de, kurtulamazlar. Bir talebe (Ya Ebel Hasan imdat) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin nesi varsa alırlar. Seferden dönünce hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istedik, kurtulamadık. Fakat şu arkadaş, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da (Allahü teâlâ günahkârların duasını kabul etmez. Bu talebe, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, (Ya Rabbi imdat diyen talebemi kurtar) dile dua ettim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbimizdi) diye cevap verir. 
(T. Evliya)

Ruhların kerametleri
Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
(İnsan ölürken ruhunun ölmediğini, şuur sahibi olduğunu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıklarını âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Evliyanın ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededir. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, diriler vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Onun yaratmasına vasıta olmaktadır.)
[Mişkat]

Resulullahı ve evliyayı vesile ederek dua etmek caizdir. 
(Hülasat-ül-kelam)

Ben ölünce, beni düşünün, imdadınıza yetişirim. 
(Mevlana C. Rumi)

Ruhaniyetime teveccüh edin veya Mazhar-ı Cananın kabrine gidin! Ondan hasıl olan fayda, bin dirinin faydasından daha çoktur.
(Mektubat-ı Dehlevi)

Evliya, Peygamberler yaratıcı değildir. Allahü teâlâ istenilen şeyi onların hürmetine yaratır. Yani onlar vesiledir, sebeptir. Cenab-ı Hak, her şeyi yoktan yarattığı halde, yaratmasına bazı şeyleri sebep kılmıştır. Mesela Hazret-i Âdem’i ana-babasız yaratmış, fakat çamuru vesile kılmıştır. Bütün çocukları yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat çocukların yaratılması için, ana-babayı vesile, vasıta kılmıştır. Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi, bütün insanları da ana-babasız yaratabilirdi. Fakat ana-babayı sebep vasıta kılmıştır. Onun âdeti böyledir. Onun için Kur'an-ı kerimde 
(Allah’a yaklaşmak için vesile arayın)buyuruldu. (Maide 35)

Her şeyi yaratan Allah’tır. "Sebeplere yapışın" buyurduğu için bir sebebe yapışılır. Hazret-i İbni Kemalpaşazade’nin 
Hadis-i erbain’deki(Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin)ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izni ile, ölülerin dirilere yardım ettiğini göstermektedir. (M.Nasihat)

Sebeplere yapışmak şirk değildir
Sual:
 Allah’tan başka bir şeyin bir iş yaptığını söyleyen, müşrik olur. Mesela (Aspirin ağrıyı kesti) veya (Resulullahın hürmetine,Abdülkadir Geylani’nin hürmetine Allah duamı kabul etti) diyen müşrik olur. Çünkü Fatiha suresinde (Biz yalnız senden yardım dileriz) deniyor. Bunun için ilaçtan, aspirinden, Peygamberden veya evliyadan yardım isteyen müşrik olmuyor mu?
CEVAP
Enbiya ve Evliyadan şefaat istemek, yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtası ile Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istemek olur. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Peygamberler hep sebeplere yapıştılar.

Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektro magnetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir. Çünkü, radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahluklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum) anlamında söylüyorlar. Her gün böyle söyleyen müminlere nasıl müşrik denir ki?

Enbiya ve evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını (Fatiha) suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Mezhepsizler maddi, fenni sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar da, Enbiya ve Evliyayı vesileye şirk diyorlar. 
(S. Ebediyye)

Müslümanlara müşrik damgası basmak ne kadar çirkindir.

Dirilten ve öldüren yalnız Allahü teâlâdır
Sual:
 Bazıları, "İlaç hastalığıma iyi geldi demek veya türbeye gitmek, Fatiha suresinin, (Yalnız senden yardım bekleriz) âyetine zıt olduğu için şirktir" diyorlar. Öldürüp dirilten yalnız Allah olduğu için, "Terörist falancayı öldürdü" demek de şirkmiş. Yanlış değil mi?
CEVAP
Böyle konuşanlar, Ehl-i sünnet olmayan sapıklardır. Elbette öldüren ve dirilten yalnız Allahü teâlâdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

Hazret-i Azrail’in can alması da mecazidir. (Azrail öldürdü, Azrail can aldı) demek de mecazidir. Esas öldüren Allahü teâlâdır. Hastaya şifa veren de Allahü teâlâdır. Çünkü Kur'an-ı kerimde, 
(Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruluyor. (Şuara 80)

Cenab-ı Hak her şeyi sebep ile yaratıyor. İlaçsız da şifa vermeye gücü yettiği halde, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir müslümanın, (Aspirin başımın ağrısını giderdi) demesi şirk olmaz. Öldüren yalnız Allahü teâlâ olduğu halde, (Falanca falancayı öldürdü) veya (Azrail babamın canını aldı) demek günah değildir.

Aynı mecazlar Kur'an-ı kerimde de vardır. Mesela, 
(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor) buyuruluyor. (Secde 11)

Bu bakımdan, (Şu ilaç hastalığına iyi gelir) veya (Doktor, hastayı iyileştirdi) demek şirk olmaz. Çünkü Kur'an-ı kerimde Hazret-i İsa’nın,
(A’manın gözünü açarım, Baras hastalığını iyi ederim ve Allah’ın izni ile ölüleri diriltirim) dediği bildiriliyor. (A.İmran 49)

Aynı sapıklar, âyet-i kerimelerdeki mecazi manaları anlamadıkları için -hâşâ- Allahü teâlânın gökte olduğunu, Onun eli olduğunu söylüyorlar. Halbuki Türkçede de âyet-i kerimelerde bildirilen mecazların benzerleri çoktur. (İstanbul, valinin elindedir) denince, İstanbul’un valinin emri altında olduğu anlaşılır. Yoksa İstanbul, valinin elinin içinde demek değildir. Mülk suresinde, 
(Mülk, Allah’ın elindedir) buyuruluyor. Buradaki eli de, insan eli gibi düşünmek çok yanlıştır. Her türlü tasarrufun, hükümranlığın ancak Allahü teâlânın kudreti altında olduğu anlaşılır. Böyle âyet-i kerime ve hadis-i şerifler çoktur. Bunları İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde anlamak gerekir. (Rahman, Arşı istiva etti) mealindeki âyet-i kerimeyi de, (Allah Arşta oturuyor) şeklinde anlamak küfür olur. Onun için Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumak gerekir. (El-Münkız)

Biri, bir bardak su istese, bu, 
(Yalnız senden yardım dileriz) âyet-i kerimesine aykırı olur mu? Hangi hususta başkasından yardım istemeyeceğiz?

Bir doktora muayene olsak, ilaç verse, güvensek, 
(Yalnız Allah’a güvenin) âyetine aykırı olur mu? Topkapı’dan Sirkeci’ye giden tramvaya binsek, "Bu tramvay Sirkeci’ye gider" desek, Allah’tan başkasına mı güvenmiş olacağız? Peygamber efendimizin ve âlimlerin sözlerine güvensek, Allah’tan gayrisine mi güvenmiş oluruz? Demek ki bunların izahı gerekir. Birkaç âyet-i kerime meali:
(Yalnız benden korkun!) [Bekara]

(Eğer iman etmişseniz, onlardan değil benden korkun!) [A.İmran 175]

(İnsanlardan korkmayın, benden korkun!) [Maide 44]

Hırsızdan, hainlerden ve yılandan korksak bu âyete aykırı olur mu? Atalarımız, (Allah’tan korkmayandan korkmak gerekir) demişlerdir. Demek ki açıklamaya ihtiyaç vardır.

Kur'an-ı kerimde 
(Namaz kılın, zekat verin) buyuruluyor. (Hac 78, Nur 56)
Namazın nasıl, kaç rekat kılınacağı, zekatın nasıl, hangi mallardan verileceği açık değildir. Bütün bunlar, hadis-i şeriflerle ve âlimlerin açıklaması ile anlaşılmıştır.

(Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.) 
[Araf 155, İbrahim 4]
Bu âyetleri okuyan bir dinsiz, (Doğru yola getiren ve sapıttıran Allah olduğuna göre, beni de dinsiz yapan Odur. Benim bunda ne suçum var?) diyebilir. Bu bakımdan hadis-i şeriflere ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç vardır. Nitekim, âyetlerden anladığına uyup, "Hayır-şer Allah’tan olduğuna göre, bize günah işleten de Allah’tır. Biz günahlardan mesul değiliz" diyenler çıkmıştır. İşte bu tehlikeyi önlemek için Peygamber efendimiz, gerekli açıklamalarda bulunmuş, âlimler de bunları açıklamış, artık, bahane kalmamıştır.
(Kur'anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]

(Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]

Bu âyet-i kerimeler, Kur'an-ı kerimi anlamak için Peygamber efendimizin ve âlimlerin açıklamasına ihtiyaç olduğunu bildirmektedir. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]

Dua ederken
Sual:
 Fatiha suresini tek başına sure veya dua olarak okuyorum.Sana ibadet ederiz, senden yardım dileriz, bizi doğru yola iletşeklinde çoğul dua edilmiş oluyor. Niçin "Beni doğru yola ilet!" denmiyor da, bizi deniyor?
CEVAP
Dua umumi olursa, kabul olma ümidi daha fazladır. Bunun için ben yerine biz demek gerekir. Bizleri denince, bütün müslümanları içine alır. Ayrıca müslümanların içinde birinin duası kabul olunca, diğerlerininki de onun hürmetine kabul olur. (İ.Razi)

Bu bakımdan dua ederken, "Bizi" denmeli ve duaya salevat-ı şerife ile başlayıp yine salevat-ı şerife ile bitirmek sünnettir. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duanın başı ve sonu kabul olunca ortasının kabul olmaması düşünülmez. Peygamber efendimiz, 
(Allahü teâlâya günah işlenmeyen dil ile dua edin) buyurunca, Eshab-ı kiram, böyle bir dili nasıl bulacaklarını sual ettiler. Resul-i Ekrem efendimiz, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. Hele dua, mümin kardeşimizin gıyabında yapılırsa, duanın kabul olma ihtimali daha fazlalaşır.

Evliyayı ziyaret
Sual:
 Mezhepsiz bir yazar, Zümer suresinin 3. âyetini tefsirinde, "Tevhid ve ihlas sahibi bir kimse, Allah’tan başkasından bir şey istemez. Hiçbir mahluka itimat etmez. Bugün müslümanlar evliyaya ibadet ediyor, İslamiyet’ten öncekilerin putlara tapındıkları gibi, şimdikiler de evliyadan şefaat istiyorlar. Halbuki Allah’ın bildirdiği tevhidde Allah ile kul arasında vasıta ve şefaat etmek yoktur" diyor.
Ehl-i sünnet âlimleri tevessülün caiz olduğunu bildirmiyorlar mı?
CEVAP
Ölmüş evliyadan yardım istemenin caiz ve gerektiğini, defalarca vesikaları ile bildirdik. Bahsettiğiniz yazar, Ehl-i sünnet olmadığı için, kendi görüşünü din gibi bildiriyor.

Allahü teâlâya mahsus olan sıfatlara Üluhiyyet sıfatları denir. Taş, ağaç, güneş, yıldız, inek, insan, heykel, resim gibi bir mahlukta üluhiyyet bulunduğuna inanmak, bunlara yalvarmak, ibadet etmek olur ki, böyle inanmaya şirk denir. Şirke girene müşrik denir. Müşrikin ibadet ettiği bu şeylere şerik, mabud, put denir. Şimdiki Hıristiyanların çoğu, Budistler, Brehmenler ve Mecusiler müşriktir.

Müslüman, hiçbir evliyada üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmaz. Enbiyanın ve evliyanın, Allah’ın sevgili birer kulları olduklarını bilirler. Ziyaret edenleri, dua isteyenleri, Allahü teâlânın kendisine haber verdiğine inanırlar. Dua etmeleri için bunlara yalvarırlar. Kur'an-ı kerimde, 
(Allahü teâlâya yaklaşmak için vesile arayınız)buyuruluyor. Peygamber efendimiz de, (Bir işinizde şaşırırsanız, ölmüşlerden yardım isteyiniz) buyuruyor. Bu hadis-i şerif, Cinlere de fetva vermekle meşhur olan Müfti-yüs-sekaleyn ve Şeyh-ül İslam ibni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain kitabında vardır.

Ölülerin işitmediğini zannedenler Ehl-i sünnet değildir.
Ölünün de, dirinin de yardımı ancak Allahü teâlânın izni ile olur.


Kabirde nimet veya azap var

Sual: Kabirde, nimet veya azaba duçar olan, beden mi yoksa ruh mudur?
CEVAP
Kabirde, hem ruha, hem de bedene nimet ve azap vardır. Buna, böylece inanmak lazımdır. İmam-ı Muhammed bin Hasen Şeybani,Akaid-i Şeybaniyye manzumesinde, (Kabir azabı vardır. Kabir azabı, hem ruha, hem de bedene olacaktır) buyurdu. Yani, kabirde nimetler ve azaplar, ruha ve cesede birlikte olacaktır. Diriler bunu görmezse de, inanmak lazımdır. Gaybe iman etmek lazımdır. Buna inanmamak, kıyamet günü mezardan kalkmaya inanmamaya yol açar. Çünkü, ikisi de, Allahü teâlânın kudreti ile olmaktadır. Birine inananın, ötekine de inanması akla uygundur. İnsan kabir azabını, diri iken anlayamıyor ise de, âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ve bu ümmetin önce gelenleri, kabir azabı olacağını haber vermişlerdir.

Mutezile fırkası ile vehhabiler, kabir azabına inanmıyorlar ama ruhun ölmediğini de inkâr edemiyorlar. Ruhun bedene olan bağlılığı öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, bunun için yasak edilmiştir. Kabirde azap yapılması da, ruhun ölmediğini gösterir. Mümin suresinin 46. âyetinde,
(Firavuna ve adamlarına her sabah akşam gidecekleri Cehennem ateşi gösterilir) buyuruldu. Ölü görmeseydi, gösterilirdemek lüzumsuz ve yanlış olurdu.

Buhari’deki, 
(Her ölüye, sabah akşam ahiretteki yeri gösterilir. Cennetlik olana, Cennetteki yeri, Cehennemlik olana, Cehennemdeki yeri gösterilir) hadis-i şerifindeki gösterilir sözü, gördüklerini bildirmektedir.

İmam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:
Mümin suresinin 46. âyeti, kabir azabını gösteriyor, âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır. 
(El-Kavl-ül-fasl)

İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını gösteriyor) buyurdu. (İhya)

Nuh suresinin, 
(Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyetinde geçen Feüdhılukelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir.(El-Kavl-ül-fasl)

Al-i imran suresinin, 
(Allah yolunda öldürülenleri [Şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyeti de, kabir hayatını bildirmektedir. (El-Kavl-ül-fasl)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Taha suresinin 124. âyetindeki 
Maişeten danken kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın 14’ü gibi aydınlatılır. "Feinne lehü maişeten danken" âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin yılanı, kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]

Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini 
İleride bileceksiniz demek, Ölürken demektir. 4. âyetindeki Yine ileride bileceksiniz ise Kabirde demektir. (Celaleyn, Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)

İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:
Araf suresinin, 
(Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki Oradadan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)

Bekara suresinin, 
(Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsir-i Şeyhzade)

Casiye suresinin, 
(Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyeti de, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade)

Tevbe suresinin, 
(Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)

Hazret-i Âişe, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hâli ne olacak?) diye sual edince, Resulullah efendimiz, İbrahim suresinin, 
(Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar)

Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu, müminlere sabit sözlerinde sebat ihsan edildiği bildiriliyor. 
(Tefsir-i Celaleyn)

Resulullah efendimiz, Bedir’de öldürülen kâfirlerin gömüldüğü çukurun başına gelip, ölülerin ve babalarının isimlerini birer birer söyleyerek,
(Rabbinizin, size söz verdiğine kavuştunuz mu? Ben, Rabbimin söz verdiği zafere kavuştum) buyurdu. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, cansız ölülere neden söylüyorsun?) dedi. Resulullah,(Rabbimin hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha iyi işitmezsiniz. Fakat cevap veremezler) buyurdu. (Buhari, Müslim) [Hazret-i Ömer’in ölünün işittiğini bildiği halde böyle sorması, dindeki bir hükmün vesika haline gelmesi içindir.]

Vehhabiler, ibni Teymiye’nin yolunda iseler de, bu konuda ona da uymuyorlar. Çünkü ibni Teymiye diyor ki: (Bedir’de çukurdaki kâfirlerin işitmelerini bildiren hadis-i şerif meşhurdur, her yere yayılmıştır. Zaruri inanılması lazım gelen bilgilerden oldu.) [Dinde inanılması zaruri olan bir şeye inanmayan kâfir olur.]
 (Kitab-ül-intisar-fil-imam-ı Ahmed)

Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
Kabirde nimetler ve azaplar olduğuna iman ederiz. Ölülerin birbirleri ile konuştukları, kabirde azap olunanların seslerinin işitildiği bir çok hadis-i şerif ile bildirilmiştir. 
(C.1, m.182)

Her hadis kitabında kabir hayatı ve azabı bildirilmektedir. Kabir hayatını ve azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını ve Resulullahı inkâr etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kabir azabı vardır.) [Buhari]

(Kabir, ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.)
 [Tirmizi]

(Eğer kabre konan kişi mümin ise, Kabri genişletilir. Kıyamette insanlar diriltilinceye kadar kabri hoş kokularla doldurulur. Kabre konan kişi kâfir ise, demirden bir tokmakla başına vurulur. Öyle bir çığlık atar ki, cin ve insanların dışındaki bütün canlılar işitir. Kabri öyle daraltılır ki, kaburga kemikleri birbirine geçer.)
[Buhari, Müslim]

(Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.)
 [Ebu Davud, İbni Mace]

(Ateş üstüne oturmak, kabir üstüne oturmaktan iyidir.) [Müslim, Nesai, Ebu Davud]

(Namaz kılmayanın kabri ateşle doldurulur.)
 [Kurretül Uyun]

(Kâfire kabrinde 99 ejderha kıyamete kadar azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]

(Cuma günü veya gecesi ölen mümine kabir azabı olmaz.)
[Tirmizi, Ebu Nuaym]

(Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Beyheki]

(Sadaka, kabir azabından korur.)
 [Beyheki]

(Tebareke suresini okumak kabir azabından korur.) [İbni Mürdeveyh]

(Koğuculuk, kabir azabına sebep olur.) 
[Beyheki]

(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)
 [İbni Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

(İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.)[Taberani]

(Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.) 
[Taberani]

(Dün gece rüyamda , bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) 
[Hakim]

(Cuma gecesi 
"Fatiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki rekat namaz kılan, kabir azabından emin olur.) [Deylemi]

(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden, kabir azabı görmez.) 
[İ. Ahmed]

(Allah’ım, kabir azabından sana sığınıyorum.) [Müslim, Nesai, Hakim, Harâiti]

(Kabir azabından Allah’a sığınınız.) 
[Müslim, İ.Ahmed, İ.Ebi Şeybe]

(Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua ederdim.) [Buhari, Müslim, İ. Ahmed, Nesai]

Peygamber efendimiz, iki kabir yanında durup,
 (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, müslümanlar arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu. (İbni Mace)

Peygamber efendimiz bir cenazede,
 (Ya Rabbi, bunu kabir azabından koru) diye dua etti. (Müslim, Nesai, Tirmizi)

İmam-ı Birgivi hazretleri, Etfal-ül-müslimin risalesinde, 
(Bir müminin kabrini ziyaret ederken, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) hadis-i şerifini yazmaktadır.

Ehl-i sünnetin ve Hanefi mezhebinin reisi olan 
imam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:
(Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) 
(Kavl-ül-fasl)

İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan 
imam-ı Rabbani hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat C.3, m.17)

Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan 
imam-ı Gazali hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır) buyuruyor. (İhya-i ulümiddin)

Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur. 
(Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91)

Ruh ve bedene azap
Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her ikisine birden yapılacaktır. (El-Müstened)

İmam-ı Süyuti hazretleri 
Şerh-us-Sudur, Abdurrahman ibni Receb Hanbeli hazretleri Ehvâl-ül-kubur kitabında, İmam-ı Şarani hazretleriTezkire-i Kurtubi Muhtasarı'nda bildiriyor ki:
Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi. Resulullah efendimiz, bu zata, 
(O gördüğün kimse, Ebu Cehil'dir, kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberani)

İmam-ı Taberani'nin bildirdiği bu hadis-i şerif, mezhepsiz ibni Teymiye’nin talebesi olan ibni Kayyımı Cevziyye'nin 
Kitab-ür-ruhisimli eserinde de vardır.

Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil'in, ibni Ömer hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil'in sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır. Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak, Cehennemdekilerin böylece hem ruh, hem de bedenleri azap görecektir. Azap görecek olan bu çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu altında olan beden azap görecektir.

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. 
(El-mütekaddim)

Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlânın, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir. 
(M. Nasihat)

Ehl-i sünnet itikadını en güzel şekilde anlatan meşhur 
Emali şerhinde buyuruluyor ki:
(Bir kimse kurtlar tarafından parçalanıp yense, yahut ateşte yanıp kül olsa, denizde çürüse, kabir suali olur, kabir azabına veya kabir nimetine kavuşur.)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına inanmayan bid'at sahibi olur. "Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez" diyen kâfir olur.
 (Mektubat-ı Rabbani C.3, m.17- 31)

Dinimizde avcılığın yeri

Sual: Dinimizde avcılığın yeri nedir?
CEVAP
Allahü teâlâ, insanlar için çeşitli hayvanlar yaratmıştır. Bıldırcın, tavşan, balık gibi hayvanların etinden; sansar, porsuk, tilki gibi hayvanların postundan; geyiklerin derisinden; tıpta ve ıtriyatta kullanılmak üzere misk ceylanlarının miskinden; deniz hayvanlarının incisinden, mercanından; filin dişinden istifade etmek için avlamak; kurt, domuz, yılan, fare gibi hayvanları da zararlarını önlemek için, işkence etmeden, mesela yakmadan, suda boğmadan öldürmek caizdir.

Avcılık yaparken başkalarının mahsullerine zarar vermemelidir. Maalesef, (Zevk için balık tutmayı ve avcılık yapmayı, ince ruhlu müslümanlara hiç yakıştırmam. Kendilerine daha normal ve meşru eğlenceler bulsunlar) diyen yazarlar türemiştir. Ticaret için olmasa da, sırf balık yiyebilmek için balık tutmak haram veya mekruh değildir. Caizdir. Hatta balık yemeye hiç ihtiyacı olmasa bile, sırf üzerindeki stresi atmak için balık avlayıp, tuttuğu balıkları muhtaçlara vermek de caizdir.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde balık avlamayı helal kılmış, 
(Deniz avı yapmak ve onu yemek helal kılındı) buyurmuştur. (Maide 96) 

Allahü teâlânın helal kıldığı avcılığı gayri meşru iş gibi göstermek yanlıştır.

Vahşi hayvanları avlamak, mubah bir kazanç yoluysa da, ticaret, ziraat, sanat gibi diğer kazanç yolları bundan daha efdaldir. Sırf eğlence için avcılık hoş değildir. Kalbe sıkıntı verir, hayvanlara karşı şefkat duygularını köreltir, merhamet duygusunu azaltır.

Fakat avcılığa, hayvan kesmeye haram veya gayri meşru iş demek caiz değildir. Kasap da hayvanları kesmektedir. Kasabın yaptığı işe vicdansızlık denir mi? Avlanırken, hayvan öldürürken, hayvanlara işkence edilmiyorsa, dinimizin bildirdiği hudutlara riayet ediliyorsa mesele yok demektir.

Avcılık; tüfekle, tuzak kurmakla yapıldığı gibi, talim görmüş köpek, tazı, şahin, atmaca, doğan gibi hayvanlarla da yapılır. Talim görmemiş hayvanlarla avcılık yapılmaz.

Yani hayvanın, avı kendisi için değil, sahibi için avlaması lazımdır. Bir hayvanın talim görmüş olduğu, peş peşe üç defa tuttuğu avı yemeden sahibine getirmesinden anlaşılır. Atmaca, şahin gibi tırnaklı kuşlarınsa, bırakıldıktan sonra, çağrıldığı vakit uçup gelmelerinden anlaşılır. Bir köpek avladığı hayvanı yese veya bir atmaca çağırıldığı halde gelmese, böyle hayvanların avladığı hayvan yenmez.

Avın yenebilmesi için şunlara riayet lazımdır:

1- Av; keklik, tavşan gibi eti yenen hayvan olmalıdır.

2- Avcı, Müslüman veya ehl-i kitap olmalı, ava silah atarken veya talim görmüş hayvanı ava gönderirken Besmele çekmelidir! Besmele unutulursa mahzuru olmaz. Kasten terk edilirse avın eti yenmez. Kitapsız kâfirlerin, mürtetlerin kestiği, avladığı hayvanı yemekse haramdır.

3- Av, aldığı yaradan ölmelidir. Ölmeden ele geçirilirse besmeleyle kesilmesi lazım olur.

4- Avcı, hemen koşup gitmeli, yara alan av hayvanını hemen boğazlamalıdır! Gidene kadar ölürse mahzuru olmaz, yani eti yenir. Av, gözden kaybolduktan sonra başka uzak bir yerde ölü olarak bulunursa eti yenmez. Çünkü başka bir sebeple ölmüş olabilir. Mesela yüksekten düşerek veya bir ağaca çarpıp ölebilir. İlk aldığı yara derinse, kan akmışsa yenir.

5- Yara alan bir avı, başka birisine ait talim görmüş bir hayvan tutup öldürürse yenmez. Kendi hayvanı öldürmüş olmalıdır.

6- Talim görmüş bir köpek, tuttuğu avın etinden yerse, o avı yemek caiz olmaz. Fakat şahin gibi bir kuş yakaladığı avın etinden yerse mahzuru olmaz. Çağırılınca gelen avcı kuşun tuttuğu av yenir. Avını köpek dişiyle veya pençesiyle yakalayan hayvanın eti yenmez.

7- Av tutanın olur. Bir kimse, bir avı vurup düşürdükten sonra, av kalkıp kaçarken, başkası yakalarsa, av yakalayanın olur.

8- Kara ve su kaplumbağasıyla istiridye ve midye gibi deniz haşaratı yenmez.

9- Balık suretinde olmayan deniz hayvanları yenmez. Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta bulunan balık yenmez. Ağla, saçmayla, ilaçla, sarsıntıyla, buz arasında sıkışarak ölen balık yenir.

10- Besmelesiz tutulan veya kâfirlerin, avladığı balıkları yemek helaldir. Fakat avladıkları diğer hayvanları yemekse haramdır. Hanefi mezhebinde, domuzdan başka her hayvan ölünce kılı, kemiği, siniri ve dişi temiz olur. Leşin derisi, necis olmayan maddeyle dabağlanınca temiz olur. Necis maddeyle dabağlanınca, üç kere yıkayıp sıktıktan sonra temiz olur. Domuz ve yılan derisi hiçbir zaman temiz olmaz. Bunlarla yapılan cüzdan, kemer, çanta, elbiseyle namaz kılmamalıdır! Domuz ve yılan hariç, eti yenmeyen hayvan, dine uygun kesilince veya avlanınca yalnız derisi temiz olur. Böyle öldürülmüş bir hayvanın postu üzerinde namaz kılmak caiz olur.

Sual: Eti yenen ve yenmeyen vahşi hayvanları herhangi bir maksatla öldürmek günah mıdır? Mesela sansarı postu için, ceylanı eti için avlamak caiz midir?
CEVAP
Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayri müslim vatandaşa işkence etmekten daha büyük günahtır. Gayri müslim vatandaşa eziyet etmek de Müslümana eziyet etmekten daha büyük günahtır. (Dürr-ül muhtar)

Maksatsız olarak bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette, (Onu niçin öldürdün?) diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiriyle dövüştürmek de caiz değildir. Hayvanların hakkına riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, (Merhamet et ki, merhamet olunasın!) buyuruldu. (Şir’a)

Zararlı hayvanları öldürmek caiz olduğu gibi, sansar, porsuk gibi hayvanları derisi ve kürkü için, geyik, ceylan gibi hayvanları eti için öldürmek de caizdir. Domuz hariç, eti yenmeyen çeşitli hayvanları para karşılığı gayrimüslimlere ihraç etmek de caizdir. (Şerh-i Nikaye)

Zararsız hayvanları öldürmek caiz değildir. Zararlıları da eziyetsiz öldürmek caizdir. (Berika)

Sual: 
Av hayvanını, mesela tavşanı uyurken değil de, uyandırıp kaçarken vurmalı deniyor. Uyurken vurmak caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir.

Kıble duvarına levha asmak

Sual: Cami ve mescitlerde yahut evde namaz kılınan odada, kıble duvarına, içinde canlı resmi olmayan tablolar Besmele veya ayet yazılı levhalar asmak caiz midir? Bir de, yere işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için mekruh olmuyor mu?
CEVAP
Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caizse de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

Resimli, nakışlı seccadeler, zihni meşgul ediyorsa kullanmamalıdır. 
(S. Ebediyye)

Kıble duvarını sade yapmalı, hiç bir şey asmamalı ve yazı yazmamalıdır.

Kaza gerekir
Sual: (Oruçluyken mastürbasyon yapan kimse, bunun orucu bozduğunu bilmiyorsa kaza gerekir, biliyorsa kefaret de gerekir) deniyor, doğru mu?

CEVAP
Hayır, doğru değildir. Orucu bozduğu bilinse de, mastürbasyon orucu bozar ve sadece kaza gerekir. (Hindiyye, Bahr, Dürr-ül-muhtar)

Orucu bozup kaza gerektiren bir şeyi, aynı ramazanda, nasıl olsa kefaret gerekmiyormuş diye kasten iki veya daha çok kere yaparak orucu bozmak, kefareti de gerektirir.
 (Redd-ül-muhtar)

Demek ki bir ramazanda iki kere mastürbasyon yapan kimseye kefaret de gerekiyor.

Hanımına kızım demek
Sual: Bir kimseye, hanımıyla telefonda konuşurken, (Kiminle konuştun?) deseler, o da, (Kızımla konuştum) dese veya hanımını gösterip (Bu benim kızım) dese nikâha zararı olur mu?

CEVAP
Hayır, zararı olmaz. Bunun gibi, bizzat hanımına, kızım, anam veya kız kardeşim demekle de talak olmaz. (Artık, bundan sonra, anam, bacım ol) denirse, bir talak-ı bain olur.

Related Posts with Thumbnails