Şaka Etmek


Sual: Bazı arkadaşlar yerli yersiz şaka yapıyorlar. Bazen korkuyor, bazen üzülüyorum. Böyle şaka yapmak uygun mu, şakada bir ölçü yok mu?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Peygamber efendimiz de şakalaşır, 
(Ben de şaka yaparım, fakat doğru konuşurum) buyururdu. Yabancı ile, tanıdıklarla, çocuklarla, ihtiyar kadınlarla ve mahrem kadınlarla şaka yapardı. Ailesine karşı da, insanların en zarifi idi. Âişe validemiz ile yarış etti. Bir seferinde Hazret-i Âişe, başka seferde de Server-i âlem geçti. Müslümanın hanımı ile oynaması, günah değil, sevaptır. Çünkü hadis-i şerifte, (Hanımı ile şakalaşanı Allahü teâlâ sever, ikisine de sevap verir, rızıklarını artırır) buyuruldu. Bir defasında, yaşlı bir kadına, (Cennete kocakarı girmez) buyurunca, kadıncağız üzülür. Bunun üzerine kadına, tebessümle (Sen o zaman genç olursun) buyurur.

Binek isteyen yaşlı bir kadına da 
(Sana bir deve yavrusu vereyim, ona binersin) buyurunca kadın, (Deve yavrusu beni nasıl götürsün?) der. Tebessümle ona, (Her deve başka bir devenin yavrusudur) buyurur.

Ümmü Eymen isimli bir kadın gelir, ben falancanın hanımıyım, sizi kocam davet ediyor der. Ona da, 
(Şu gözünde beyazlık olan adamın karısı mısın?)buyurunca, kadın, (Hayır onun gözünde bir şey yok) der. Kadına tebessümle,(Gözünde beyazlık olmayan insan yoktur) buyurur.

Hazret-i Âişe, Sevde validemize şu bulamaç aşını yemezsen yüzüne sürerim der, o da yemeyince yüzüne sürerken aralarında oturan Resulullah efendimiz, Hazret-i Sevde’yi siper etmeye çalışır. Hazret-i Âişe de kendi yüzüne sürer, Resulullah onlara bakıp gülümser. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Arkadaşına üzücü şaka yapma!) [Tirmizi]

(Münakaşa etmeyen, haklı olsa da, kimseyi incitmeyen, şaka veya güldürmek için, yalan söylemeyen, iyi huylu olan Müslüman Cennete girer.)
 [Tirmizi]

(İnsanları güldürmek için yalan söyleyenlere, yazıklar olsun!)
 [Ebu Davud]

(Çok gülen hafife alınır. Şakası çok olanın da vakarı gider.) [İ. Asakir]

(Şakası doğru olanı Allahü teâlâ sorumlu tutmaz.)
 [İ. Asakir]

(Ölçüsüz şaka yapan hafife alınır.) [Deylemi]

Hazret-i Ömer, (Çok gülenin heybeti azalır, çok şaka yapan hafife alınır) buyurdu.
Rabia hatun, (Günah olmayan işlerde, gönül almak için şakalaşmak mürüvvettendir) buyurdu.

Hikmet ehli buyuruyor ki:
Her şeyin tohumu vardır. Düşmanlığın tohumu da şaka ve alaydır. Ey oğul, az şaka yap, fazlası, insanın değerlerini giderir ve kötüleri, aleyhine cesaretlendirir. Şakayı tamamen terk etmek de dostların buğzetmesine ve samimiyetinin kesilmesine yol açar. Bir iş yaparken içine bıkkınlık gelir, ağırlık çökerse o zaman o yaptığın şeyi, bir müddet terk et, kendini dinlendir, azıcık şakalaş, bu suretle kendine neşe getir. Fakat şakalaşmayı o derece ayarla ki, yemeğe atılan tuz gibi olsun. Yani yemeğe atılan tuz, çok olunca yemeğin lezzetini nasıl giderirse, şaka da öyledir. Azı karar, çoğu zarar. Çok az olursa gönlümüzün neşesi yerine gelmez. Şaka, gönüldeki donukluğu ve o işe karşı doğan bıkkınlığı giderecek kadar olmalı.

Şakada da edebi muhafaza etmeli. Mesela hoca, talebesine, ana baba evladına şaka yaparsa, talebe ve evlat, bu samimiyeti suiistimal etmemelidir.

Şakası da ciddidir
Peygamber efendimizin, 
(Ciddisi de, şakası da ciddidir) buyurduğu hususlar vardır. Bunlardan birkaçı şunlardır:

Bir kimse, şakadan veya rol gereği, iki şahit yanında evlense, gerçekten evlenmiş olur. Yine bir kimse, şaka ile, alay olsun diye veya hanımını korkutmak niyetiyle (seni boşadım) dese, hanımı gerçekten boş olur.

Bir kimse, kölesine (seni azat ettim) dese, gerçekten kölesi azat edilmiş olur. Sözünden vazgeçemez. Bir kimse, bir gün oruç nezretmek isteyip de yanlışlıkla bir ay dese, bir ay oruç tutması gerekir. Dinimizin emri budur. 
(Dürer, Redd-ül Muhtar)

Tehdit edilmeden, bir zaruret yok iken, şaka ile, alay ile kâfir olayım demek, dini bilgilere hurafe ve inanmıyorum demek, günah işletenlere helal olsun demek küfürdür. Böyle söyleyen Müslüman ise mürted olur. Mürted olanın bütün ibadetlerinin sevapları yok olur. Birkaç kişiyi güldürmek için ibadetleri yok etmek akıllı kimseye yakışır mı?

Küfre düşürücü ifade kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Öyle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Halbuki ondan, gömleğin çıktığı gibi, iman çıkmış olur.) [Deylemi]

(Ameller niyete göredir)
 hadis-i şerifi, taatlara ve mubahlara niyete göre sevap verileceğini bildirmektedir. Günahlar, niyetsiz veya iyi niyetle de işlenirse, günah olmaktan çıkmaz. Mesela, (Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir) hadis-i şerifine uyabilmek için, bir mümini sevindirmek niyetiyle içki masasına oturmak sevap olmaz, günah olur.

Bir gayrimüslim kız, bir Müslüman erkeğe, (Benimle dans edersen Müslüman olurum) dese, Müslümanın, iyi niyetle onunla dans etmesi veya başka günah işlemesi caiz olmaz.

Gülmek ve Küfür
Sual:
 Bazı cahiller, şaka ile (Ben hocaların bulunduğu Cennete değil, dansözlerin şarkı çalıp oynadığı Cehenneme gitmeyi isterim) diyerek gülüyorlar. Böyle söyleyenlere gülen de kâfir olur mu?
CEVAP
Cehennem gülüp oynama yeri değil, şiddetli azap çekme yeridir. Dinin bir emrini böyle alaya almak küfrü gerektirir. İsteyerek buna gülen de küfre girer. Yani kâfir olur. İradesi dışında gülerse küfür olmaz. Din ile alay edenler, gülerek günah işleyenler cezalarını elbette ahirette görürler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Gülerek günah işleyen, ağlayarak Cehenneme gider.) [Ebu Nuaym]

İnanmayanların alay ettikleri gibi, Cehennem gülüp oynama yeri değil, zalimlerin, hainlerin şiddetli azap görecekleri bir ceza yeridir. Cehennem o kadar korkunç bir yerdir ki günahsız olan melekler bile, onun dehşetinden korkarlar. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamı çok üzgün görünce sebebini sorar. O da,
(Cehennemin öyle kızgın bir alevini gördüm ki, onun tesirinden hâlâ kendime gelemedim) diye cevap verir. (Taberani)

Bir başka husus, hocalara kesin Cennetlik denemeyeceği gibi, dansözlere veya diğer büyük günah işleyenlere de kesin Cehennemlik denemez. Kim olursa olsun, imanla yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Kim olursa olsun, imansız olarak ölen de Cehenneme gider.

Sual: Köy düğünlerinde, oyun için, bir erkeğe kız elbisesi giydirip kaçırıyorlar. Kızlara da erkek elbisesi giydiriliyor. Böyle yapmak uygun oluyor mu?
CEVAP
Oyun için, şaka için de olsa, zaruretsiz erkek kadın elbisesi, kadın da erkek elbisesi giymemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!)[Hakim]

(Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!)[Buhari]

(Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir.) 
[İ.Ahmed]
(Kendini erkeğe benzeten kadın, içki içmeye devam eden ve deyyus Cennete girmez.) [Taberani]

Peygamber efendimiz, erkek kılığına girip mızrak kuşanmış bir kadını görünce
(Erkeğe benzemeye çalışan kadına, kadına benzemeye çalışan erkeğe lanet olsun) buyurdu. El ve ayaklarını kınalayıp kadınlara benzemeye çalışan birini sürgüne gönderdi. (Taberani, Ebu Davud)

Bu günahları veya başka büyük günahları işleyen bir kimse, eğer iman ile ölürse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girer. Büyük günaha devam edenlerin, imanlı olarak ölmeleri zordur. Onun için her günahtan kaçmalıdır!

Sual:
 Şaka olarak, bir arkadaşı herhangi bir şekilde korkutmak veya bir eşyasını alıp saklayarak, arattırmak günah mıdır?
CEVAP
Her ne şekilde olursa olsun, üzmek, korkutmak caiz değildir, günahtır. Peygamber efendimiz bu hususla ilgili olarak buyuruyor ki:
(Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!)[Tirmizi]

(Bir kimse, bir mümini korkutursa, Allahü teâlâ da, uzunluğu bin yıl olan günde, onun korkusunu artırır.) 
[Deylemi]

(Bir Müslümanı korkutan, kıyamet korkularından emin olmaz.) 
[Beyheki]

(Korkutucu şeyler söylemeyin!) [Deylemi]

(Allah’a ve ahirete inanan kimse, bir Müslümanı korkutmasın.)[Taberani]

(Bir Müslümana, haksız olarak, korkutucu bir gözle bakan kimseyi, Allahü teâlâ da kıyamette korkutur.) 
[Taberani]

(Müjdeleyici olunuz, korkutucu olmayınız, kolaylık gösteriniz, güçlük göstermeyiniz!) 
[Ebu Davud]

(Bir demir 
[veya yaralayıcı, öldürücü bir alet] ile arkadaşına işaret edip korkutan kimseye, melekler lanet eder.) [Müslim]

Bir kimse, arkadaşı uyuklarken, onun ok kabından bir ok aldığı sırada, arkadaşı korkarak uyandı. Bunu gören Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Müslümanı [herhangi bir şekilde] korkutmak helal değildir.) [Taberani]

Yine bir kimse, arkadaşının ayakkabılarını gizlice alıp sakladı. Arkadaşı gelince, oradakilere, ayakkabılarını sordu. Onlar görmedikleri için, bilmediklerini söylediler. Ayakkabıyı saklayan kimse, (Ayakkabıların burada ya) dedi. Bunu gören Resulullah efendimiz, 
(Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. O kimse, şaka yaptığını söyleyince, iki defa daha, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. (Taberani)

Yine şaka ile arkadaşını korkutan birisine de Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Müslümanı korkutmak büyük zulümdür.) [Bezzar, Hakim]

Sual:
 Bir arkadaşın kalemini sakladım. Arkadaş, kaybettim diye epey aramış, çok üzülmüş. Fakat kalemini verince sevindi. Arkadaşları böyle sevindirmek sevap olur mu?
CEVAP
Birinin malını, parasını şaka olarak alıp saklamak caiz değildir. Böyle yapmakla o kimse üzülmüş olur. Başkasını üzmek ise haramdır. (Hadika)

Diyelim ki; arkadaşa aldığınız kalemi vermekle on sevap yazılmışsa, onu üzdüğünüz için yüz günah yazılmıştır.

Neticede kârda değil, zarardasınız. Sizin arkadaşa yaptığınız iyilik şuna benziyor:
Cemaatle nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu bilen bazı kimseler, cemaatle nafile kılmayı adıyorlar. Sonra da cemaatle nafile kılıyorlar. Bu çok yanlıştır. Günah olan bir şey adansa da
yapılmaz.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.)[Deylemi]

(Bir zerrecik bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) [R.Nasıhin]

Yabancıların uydurduğu hurafeler

Asırlık bayat hurafe
Sual: 
İnternette dolaşan Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi neyin nesidir?
CEVAP
1950’de Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi diye, İslam harfleri ile yazılı küçük bir risale okumuştum. Daha sonra bu risale kağıtlara basıldı. Şimdi internet çıkınca, yabancılar tarafından tekrar yayılmasına çalışıldığı görülüyor. Okuyucularımızın bu bayat hurafeye alet olmaması için tekrar yazmak zorunda kaldık. Zamanla bu yazı duruma göre değiştirilmiş. Eskiden bunu yazana Türbe bekçisi deniyordu. Daha sonra Harem anahtarının taşıyıcısı dendi. Şimdi ise, Türbe-i şerif hatibideniyor. Bu adama rüyada denmiş ki:
(Kıyamet alametleri çıkıyor. Çok yakında 3 gece güneş tutulacak üç gün sonra batıdan doğacak, Kur’an insanların gözüne görülmeyecektir. Kim vasiyetnameyi işitip de yazmazsa bir yere göndermezse, yüzü kara ola. Vallahülazim bu vasiyetnamede yanlışım varsa, öbür dünyaya imansız gideyim.)

Bu, dinimize hurafe sokmak için sinsice ve çok cahilce uydurulmuş bir hezeyan namedir. Maksatları, İslam’a hurafe sokmaya çalışmak, zihinleri bulandırmak, az da olsa, böyle basit yazılarla Müslümanları meşgul etmek, ciddi konulara eğilmeyi önlemektir. Eskiden (Yalan söylüyorsam kâfir olayım) denirken, şimdi 
Bu dünyadan imansız gideyim deniyor. Her iki sözü söyleyen Müslüman ise kâfir olur. Böyle yemin caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Allah’tan başkası için yemin etmek şirktir) buyuruluyor.

Bu hurafe yazılalı birkaç asır olduğu halde, bu Ş. Ahmet denilen hayali şahıs ölmeyip hâlâ mesaj gönderiyor. Eski baskılarında, (Haber aldım ki, bu vasiyetin yalan olduğunu söyleyen birinin aynı gün oğlu ölmüş, bir doktor da bu vasiyeti dağıtmadığı için çıldırıp arabası ile bir dereye yuvarlanmış) deniyor. Tehditler sayıldıktan sonra, bu işe alet olacaklara ödüller dağıtıyor. Eskisinde, 
Bu vasiyeti yayan bir tüccar 90 bin lira kazanmış diyordu. Şimdi, bu 90 bin lirayı az diye yüz bin rubleye çıkarmış. Yeni baskısında ise, para miktarı hiç yok. 3 gün sonra güneş batıdan doğacak diyor, asırlar geçtiği halde hâlâ güneş batıdan doğmadı. Kıyametin kopması ile ilgili, Yehovacılar gibi çok kimseler tarihler vermişse de, hepsi yalan çıkmıştır.

Dikkat edilecek noktalar:
Dinimizde dört delil vardır. Rüya senet değildir. Bu yazının hiç kıymeti yoktur. Sanki din kitapları noksanmış gibi, din kitapları yerine, bu uydurma yazı dağıtılıyor. En mühim nokta ise, bu yazı, dinde noksanlık olduğunu bildiriyor. Eğer bu vasiyette dine uygun şeyler varsa, bunun özelliği kalmaz. Eğer dinde olmayan şeyler konmuşsa, çok kötüdür. Dinin emirlerini yapmayan, yasaklarından kaçmayan kimse, bir yazıyı yaymakla nasıl ilahi rızaya kavuşabilir?

13 rakamlı başka bir hurafe:

Bir de 
13 rakamlı bir yazı dağıtılıyor. Bu da hurafedir. Hıristiyanlarca 13 rakamı uğursuzdur. Bu yazıda bakın kaç tane 13 var. Rüyamda Hazret-i Zeynebi gördüm diyen kızın yaşı 13, fakir 13 gün sonra zengin olmuş, yaşlı kimse 13 gün sonra hapse düşmüş, zengin 13 gün sonra servetini kaybetmiş, memur 13 gün sonra işinden olmuş. Bu yazıyı 13 sayfa yazıp, 13 kişiye gönderen, 13 gün sonra murada kavuşurmuş, yazmayana da 13 gün sonra bela gelirmiş. Rakamların toplamı 13 eden önemli olaylardan, Peygamber efendimizin 571'de doğduğu, İstanbul’un 1453'de alındığı hatırlanınca, fanatik hıristiyanların neden 13 sayısını uğursuz saydıkları anlaşılır.

Dilek duası
Sual:
 Dilek duası denen bir mektup, 1984 yılında Amerika’da bulunmuş. Eline geçip 7 kişiye gönderen zengin olmuş. Göndermeyenin başına felaket gelmiş. Aslı var mı?
CEVAP
Bu da hurafedir. Biz böyle yazıların hepsini imha ediyoruz.

Çağdaş hurafeler
Sual: 
(Coca Cola yazısı tersten okununca, Lâ Muhammed, Lâ Mekke yazıyor. Böyle içecekleri içmek haramdır. Bunu herkese duyurmak çok sevaptır) gibi şeyler söyleniyor. Bir de, e-maillerle veya SMS ile çeşitli mesajlar gönderiliyor. Mesela, (Medine’den gelen vasiyetname, yahut içinde dualar da olan bir mesajı 13 veya şu kadar kişiye gönderen çok zengin olur. Eline geçip de göndermeyenin başına büyük felaketler gelir) deniyor. Bunlar doğru mudur?
CEVAP
Kesinlikle doğru değildir. Coca Cola yazısını tersten okuyunca La Muhammed, La Mekke yazılı olduğu da, doğru değildir. Zoraki benzetme yaparak o hâle sokulmaya çalışılıyor. Diyelim ki La Mekke yazsa ne çıkar? Yani Mekke yok dese ne olur? Biz de, New YorkParis, Berlin yok desek ne olur? Bu şehirler yıkılır mı? Bunları, diğer vasiyetname ve mesajları misyonerler hazırlıyor. Maksatları Müslümanları böyle hurafelerle meşgul etmek, ciddi meselelerden, ilimden uzak kalınmasını sağlamaktır. Onların bu oyunlarına alet olmamalıyız.

Önemli sualler ve cevaplar






— Çok zengin olmak için ne yapmalı?

— Kanaatkâr olan, insanların en zengini olur.

— En hayırlı kimse kimdir?

— İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.

— En adaletli kimdir?

— Kendisi için istediğini insanlar için de isteyen, insanların en âdili olur.

— Allah’ın en has kulu olmak için ne yapmalı?

— Allah’ı çok zikredip anan, Allah’ın en has kulu olur.

— İhsan sahibi olmak için ne yapmalı?

— Allah’a, Onu görür gibi ibadet eden ihsan sahibi olur.

— Kâmil imana kavuşmak için ne yapmalı?

— Güzel ahlaklı olmalıdır.

— Nur içinde haşrolmak için ne yapmalı?

— Hiç kimseye zulmetmeyen, nur içinde haşrolur.

— Günahların azalması için ne yapmalı?

— İstiğfar ederek, günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvaranın günahları azalır.

— Kerem sahibi olmak için ne yapmalı?

— Allah’a kullarını şikâyet etmeyen, insanların kerimi olur.

— Rızkın bol olması için ne yapmalı?

— Temizliğe devam edenin rızkı bol olur.

— Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz tarafından sevilmek için ne yapmak gerekir?

— Sevilmek için, onların sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir.

— Allah’ın gazabından kurtulmak için ne yapmalı?

— Dünya için kimseye kızmayan, Allah’ın gazabından kurtulur.

— Duaların kabul olması için ne yapmalı?

— Haramlardan sakınanın duaları kabul olur.

— Başkalarının yanında rezil olmak istemeyen ne yapmalı?

— Namusunu koruyan, iffetli olan, insanlar yanında rezil olmaz.

— Ayıpların gizli kalması için ne yapmak gerekir?

— Din kardeşlerinin ayıplarını örtenin ayıplarını Allah örter.

— Günahları ne affettirir?

— Gözyaşları ve hastalıklar.

— Hangi iyilik daha faziletlidir?

— Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza...

— En büyük günah nedir?

— Kötü ahlaktır.

[Verilen cevapların hepsi hadis-i şerif mealidir.]

Sütbabaları farklı olsa

Sual: Kocası öldükten veya kendisini boşadıktan sonra, başkasıyla evlenen bir kadını, bir oğlan önceki kocasıyla evliyken, bir kız da yeni kocasıyla evliyken emse, bu oğlan ve kız birbiriyle evlenebilir mi?
CEVAP
Hayır. Aynı kadından emen oğlan ile kız, sütbabaları başka olsa ve başka senelerde emmiş olsalar bile, birbiriyle ve birbirlerinin çocukları ve torunlarıyla evlenemez. (S. Ebediyye)

Sütçocuğun anne ve babaları
Sual: Bir kadının sütünü emerek, onun süt çocuğu olan çocuğun, öz annesiyle sütbabası ve öz babasıyla sütannesi mahrem olur mu?
CEVAP
Hayır, mahrem olmaz. Yani öz annesiyle öz babası ve sütannesiyle sütbabası ayrılırlarsa, öz annesiyle sütbabası, öz babasıyla da sütannesi evlenebilir.

Üvey kardeşler
Sual: Babamın eşi ölünce, dul ve çocuklu olan annemle evlenmiş. Annemle gelen üvey ablam var. Babamın ölen eşinden de bir abim var. Bunlar, birbirleriyle evlenebilirler mi?
CEVAP
Elbette evlenebilirler; çünkü ikisinin de, ana babaları ayrıdır. Hiçbir akrabalıkları yoktur. Babanız, ileride anneniz olacak kadına, (Oğluma kızını ver, seninle biz evlenelim) demiş oluyor. Bu gayet normaldir.

Ailenin geleceği için yol ayırımındayız!


Gönül Bahçesi
Mehmet Oruç
mehmet.oruc@tg.com.tr


Günümüz toplumlarında en büyük sarsıntı ailede yaşanıyor. Batı’da aile çöktü, bitti. Bizde de can çekişiyor. Acil müdahale yapılıp, radikal tedbirler alınmazsa, her şeyi ile örnek aldığımız Avrupa’nın hâline düşeceğiz; evliliğin yerini birlikteliğin, fuhşun; çocuk sevgisinin yerini kedi-köpeğin aldığı, ailenin olmadığı bir toplum... 

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Bunun için önce hastalığı teşhis etmemiz gerekiyor. Aileyi bu hâle getiren; inançsızlık ve ahlâksızlık üzerine kurulan “Feminizm“ ve “Hümanizm” akımlarıdır. Önce bunun farkına varıp bundan kurtulmamız lazım. Bu mikrobu, bu zehri altın kupa içinde şekerle kaplanmış olarak sundukları için çoğumuzun bundan haberi yok; sözde eşitlik, adalet, hakkını arama adı altında kadınlarımıza sunulan fanteziler sinsi birer tuzak! 


Aslında bizim onların sundukları sözde eşitliğe, adalete ihtiyacımız yok. Bizim dinimiz, örfümüz huzurlu aile için aile fertlerinin görev ve sorumluklarını bildirmiş. Bunlara uyan aileler asırlardır huzur içinde yaşamışlar. Bunu yeniden keşfedip aslımıza dönmemiz kafidir.

BÜYÜKANNE YÖNTEMİ
Aklın yolu birdir. Peşin hükümlü olmadan, art niyetsiz, doğruyu bulayım da nereden olursa olsun, düşüncesiyle hareket eden insaf sahibi kimseler, yabancılar bile deneme yanılma yolu ile de olsa sonunda doğruyu bulabiliyorlar. Çünkü İslamiyet ilaç gibidir. Kullanan kim olursa olsun faydasını görür. 


Doğruyu, ailede huzuru arayanlardan biri de Amerikalı Laura Doyle’dur. “Huzurun Kaynağı Aile” kitabında, Laura’nın deneme-yanılma yolu ile çatırdayan evliliğini nasıl kurtardığı özetle şöyle anlatılıyor:
37 yaşındaki reklam yazarı Doyle, kendisinden on yaş büyük Internet tasarımcısı eşi John Doyle’un hikâyeleri evliliklerinin dördüncü yılında başlıyor. Bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eden ve son çare olarak grup terapileri ile Amerikalıların buluşu, tipik “evliliği kurtarma” seminerleri arasında koşturup duran Laura, buradan da bir netice alamayınca, en sonunda “büyükannesinin yöntemini” denemeye karar verir. Aradığını bulur bu yöntemde. Mutlu bir evliliğe giden yolun, kocanın söylediği her şeye “evet” demekte gizli olduğunu keşfeder. 


Bu büyük “buluş”tan itibaren, ilişkilerindeki her şey tam tersine dönüyor. Terapistlerin sürekli tekrarladığı “meseleleri konuşup tartışarak çözümleme”nin büyük bir yalan, ilişkide sözü geçer bir birey olarak ayakta kalmaya çalışmasının baştan kaybedilmiş bir savaş olduğunu görüyor. 


Laura’nın yaşayarak bulduğu bu yeni metot, önce onun evliliğini kurtarıyor. Sonra da başka mutsuz kadınlara tutku ve aşk dolu evliliğin ipuçlarını vermeye adıyor kendisini. Hem de feminist çevrelerin bir nevi “kölelik” olarak yorumladığı yöntemini, ülkenin dört bir yanına seminerlerle yayarak.
Yayıncılar tepkilerden korkup kabul etmediği için kendi imkanları ile bastırıp elden ele dağıttığı “Kocasına Teslim Olan Eş: Erkeğinizle Yakınlık, Tutku ve Barış Sağlamaya Giden Pratik Yol” adlı kitabı, binlerce Amerikalı kadının “Evliliği Kurtarma Rehberi” artık...

KARAR VERME ZAMANI
Amerika’da birçok çiftin evliliğine “sihirli bir değnek” gibi dokunan kitabın elde ettiği başarı artık küçümsenemeyecek durumda. Şimdi kitap Avrupa yolunda. Kitabı kaleme aldığı günden bu yana, kocalarıyla istedikleri diyaloğu kuramayan binlerce Amerikalı kadının yuvasını kurtarıyor Laura bu kitap ve seminerlerle. 


Bunlardan biri olan bayan Carole Fitzgerald, “Bu seminerler sonrasında farkına vardım ki aslında evliliğimdeki en büyük problem, benmişim. Olaylara başka bir açıdan bakmayı öğrendim. Kocamı olduğu gibi kabullenip ona her anlamda güvenmem gerektiğini kavradım. Bir zamanlar âşık olduğum bir adamı değiştirmeye çalışmamın ne kadar mantıksız, saçma olduğunu öğrendim. Artık huzurlu ve mutlu bir yuvaya kavuştum” diyor. Ancak, benim için “huzur” değil “eşitlik” önemli diyen kadınların tedavilerine cevap vermiyor bu metot! Bunun için huzur mu eşitlik mi acilen karar verme zamanı!

Cinayet ve fitne

Sual: Ülkemizde yabancı uyruklu kimselerin öldürülmesinin sebebi ne olabilir?
CEVAP
Ülkemizde bu tür olayları, devletimizin güçlendiği, milletimizin birlik beraberlik içerisinde olduğu zamanlara denk getirmeye çalışıyorlar. Vatan ve millet düşmanlarının oyununa gelen kimseler, böyle işlere alet olabilir. Yoksa aklı başındaki bir Müslüman, böyle bir işe kalkışamaz! Peygamber efendimizin Müslüman olmayanlara özellikle Hıristiyanlara verdiği emanı çok kimse bilir. Resulullahın bu husustaki bir mektubu özetle şöyledir:

(Bu yazı, Abdullah oğlu Muhammed’in bütün gayrimüslimlere verdiği sözü belirtmek için yazılmıştır. Kim ki, bu ahdin aksine hareket ederse, ister sultan, ister başkası olsun Allahü teâlâya karşı isyan ve din-i İslam ile alay etmiş sayılır ve Allahü teâlânın lanetine layık olur. Kendi dinine göre ibadetle meşgul olan gayrimüslim din adamları veya bir turist, benim korumam altındadır. Onlara zor kullanmayın. Onların dini reislerini makamlarından indirmeyin! Onları ibadet ettikleri yerden çıkartmayın! Seyahat edenlerine mani olmayın! Bunların manastırlarını, kiliselerini yıkmayın! Buna riayet etmeyen, Allahü teâlânın ve Resulünün emrini dinlememiş olur. Kendileriyle bir müzakere yapılınca, merhamet, iyilik ve şefkatle hareket edilmelidir. Onları, daima merhamet ve şefkat kanatları altında koruyun! Onların kiliselerinde, kendi dinlerine göre ibadet etmelerine mani olmayın! Her kim ki, Allahü teâlânın bu emrine itaat etmez ve bunun zıddına hareket ederse, Allahü teâlânın ve Resulünün emirlerine isyan etmiş sayılır. Bu sözleşme kıyamete kadar değişmeden devam edecek. Hiç bir kimse, bunun aksine bir harekette bulunmasın!) [Bunun aslı, Mecmua-i Münşea-tus-salâtin kitabındadır.]

Bunları bilen bir Müslümanın, gidip de, kendi aklı ve düşüncesi ile bir Hıristiyan’ı öldürmesi nasıl mümkün olur? Ayrıca, ortada yanlış bir durum olsa bile, bunun nasıl düzeltileceği, herkesin her şeye müdahale edemeyeceği, din kitaplarımızda da açıkça yazılıdır.

Elle, güç kullanarak kötülüklere mani olmak; devletin [polisin, askerin] görevidir. Sözle, yazıyla bildirmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise, her müminin vazifesidir. (Birgivi, Hadika)

Dua yerine silaha sarılmak, anarşi ve fitne olur. (Fitne çıkaranlara lanet olsun) buyurulmuştur.

Televizyon satmak
Sual: Televizyon satmak caiz midir?
CEVAP
Günah olan işlerde kullanılması kesin olmadığı için, mubah şeyler seyretme ihtimali de olacağı için caizdir.

Melek ve şeytan

Sual: Her insanın yanında bir melek ve bir şeytan var mıdır? Bir de, İslam Ahlakı kitabında (Şeytanım Müslüman oldu) hadisi geçiyor. Şeytanım Müslüman oldu ne demektir?
CEVAP
Her insanın yanında bir şeytan olduğu gibi, herkesin yanında bir de melek vardır. Şeytan, insanın kalbine kötü düşünceler, vesveseler getirir. Melek ise, insana iyi düşünceler ilham eder. Üç hadis-i şerif meali:

(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ, benim yanımdaki şeytanın vesveselerinden beni muhafaza etti.) [Berika]

(Allahü teâlâ, bana ihsan etti. Şeytanım Müslüman oldu.) [Berika] (Buradaki Müslüman oldu demek, teslim oldu, bana zarar veremedi demektir. Zaten kelime olarak Müslüman, teslim olan, kayıtsız şartsız boyun eğen demektir.)

Günün âyeti demek
Sual: Gazetelerde, internet sitelerinde, günün âyeti denilerek âyet mealleri yazmakta bir mahzur var mıdır?
CEVAP
Böyle yazmak uygun olmaz. Âyet-i kerimeler her gün içindir. Günün âyeti, ayın âyeti demek hoş değildir. Bunun ikinci mahzuru da şudur:

Kur’an-ı kerimin kelime kelime tercümesini yapmak mümkün olmadığı için verilen mana yanlış olur. Böyle bir tercümeyle murad-ı ilahi anlaşılamaz. Bu şekilde, âyet meallerini yazmak ve bunları okumak yanlış anlaşılmalara sebebiyet vereceği için uygun olmaz. Âyet mealinden din öğrenilemez, bununla amel edilemez.

Sulu zemzem
Sual: Zemzem azaldıkça, içine su ilave ederek, çoğaltmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
O zaman sulu zemzem olur. Su çok konmuşsa, zemzemli su olur. Zemzem özelliği azalır. İçine su ilave etmeden içmelidir.

Kur’an-ı kerim okunurken
Sual: Okunan Kur’an-ı kerimi dinlemek mi daha sevab, yoksa Mushaf’tan takip etmek mi?
CEVAP
Kur’an-ı kerim dinlemek farz-ı kifayedir, hiç kimse dinlemezse hepsi haram işlemiş olur. Dinlerken gözle takip etmenin ise mahzuru olmaz, hatta iyi olur, gözler de ibadet etmiş olur.

Unutarak yiyip içmek

Sual: Sahura kalktım, yemek yedikten sonra oruç tutmaya niyet edip yattım. Sabah kalkınca oruçlu olduğumu unutmuşum. Akşama kadar yiyip içtim. Akşam vakti oruçlu olduğum hatırıma geldi. Orucum sahih oldu mu?
CEVAP
Evet, sahih oldu; çünkü unutarak yiyip içmek orucu bozmaz.

Cami resimli havlu
Sual: Üzerinde cami resmi olan havlulara el yüz silmek caiz midir?
CEVAP
Hayır, caiz değildir, hürmetsizlik olur. Böyle havluları, kullanmak için satın almak caiz olmaz.

Ana babanın emri
Sual: Ananın babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmek farz mıdır?
CEVAP
Evet, farz-ı ayndır.

Sabır istemek gerekir
Sual: Sabır istemek, bela istemek midir? Sabır istenmez mi?
CEVAP
Sabır istemenin mahzur olmadığını birkaç kere yazmıştık. Bir ayet-i kerime meali şöyledir:

(Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, müslüman olarak canımızı al!) [Araf 126]

Allahü teâlâ, Musa aleyhisselamdan sonra, İsrail oğullarına birçok peygamberler gönderdi; fakat zaman geçtikçe azgınlaşan İsrail oğulları, Tevrat’ın hükümlerini değiştirdiler, peygamberlerini dinlemediler, ahlâkları tamamen bozuldu. Calut isimli kâfir bir hükümdar İsrail oğullarını vatanlarından sürüp çıkardı. Daha sonra, Talut isimli bir hükümdar, ordusuyla gelip Calut’un üzerine yürüdü. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, “Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı, cesaretimizi artır, inkâr eden millete karşı bize yardım et” dediler.) [Bekara 250]

Talut’un ordusunda bulunan Davud aleyhisselam, Calut’u öldürdü. Talut’un ölümünden sonra, Davud aleyhisselam İsrail oğullarının hükümdarı oldu.

Davud aleyhisselamın da bulunduğu ordudaki Müslümanlar, (Ya Rabbi, bize sabır ver) diye dua etmişlerdir.

Musibetlere sabretmek, yüksek derecedir. Peygamber efendimiz, şöyle dua ederdi:

(Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay gelsin!) [Tirmizi]

Secdeye inip kalkarken

Sual: Secdeye gidince önce alnı mı, yoksa burnu mu koymak gerekiyor?
CEVAP
Alından önce, burnu yere koymak müstehabdır. Kalkarken de tersi yapılır, yani önce alın, sonra burun kalkar. Diğer uzuvları da böyledir. Secdeye inerken, önce sağ, sonra sol diz, sonra sağ, sonra sol el, sonra burun ve alın yere konur. Secdeden kalkarken bunu tersi yapılır. Yani önce alın, sonra burun, sonra sol el ve sağ el, sonra sol diz ve sağ diz yerden kaldırılır. Böyle yapmak müstehabdır. Böyle yapılmasa da namaz yine sahihtir; fakat müstehab sevabından mahrum kalınır. Bunları dikkati çekecek kadar yavaş yapmamalıdır.

Son safta yer yoksa
Sual: Cemaat farza başladıktan sonra mescide gelen kimse, son safta yer yoksa ne yapar?
CEVAP
Cemaat ayaktaysa, rükûa kadar birini bekler. Kimse gelmezse, öndeki safa sıkışır. Öndeki safa sığmazsa, güvendiği birini arkaya, yanına çeker. Güvendiği kimse yoksa en arkada yalnız durur. Cemaat oturuyorsa, o zaman son safta yer olmasa da, en arkada yalnız durur.

Hediyeyi haram etmek

Sual: Bir kimseye yiyecek hediye edilse, o da o hediyeyi yese, bir süre sonra, hediyeyi veren, ona herhangi bir sebeple darılıp, (Verdiğim şey sana haram olsun) dese, o yiyecek, hediye edilen kimseye haram olur mu?
CEVAP
Hayır, haram olmaz. Hediyeyi veren geri isterse, hediyesi yenmiş veya hediyede değişiklik meydana gelmişse, geri vermesi gerekmez. Hediye mevcut olsa ve bir değişiklik de olmasa bile, verilen hediyeyi geri istemek çirkindir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Verdiği hediyeyi geri isteyen, kustuğunu yalayan köpek gibidir.) [Buhari]

Herkese Lazım Olan İman
Sual: Herkese Lazım Olan İman kitabı nelerden bahsediyor?
CEVAP
Bu kitap, 4 bölümden meydana gelmiştir:

1- Bu bölümde, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabının tercümesi mevcuttur. İmanın ve İslam’ın şartları, geniş olarak açıklanmıştır.

2- Allahü teâlânın varlığına iman, Peygamberler, dinler ve kitaplar hakkında bilgi verilmiştir. Müslüman olmadıkları halde Müslümanlığa hayran olanların ve sonradan Müslümanlığı seçenlerin, İslamiyet hakkındaki sözleri yazılmıştır.

3- Bugünkü Tevrat ve İnciller’deki hatalarla, Kur’an-ı kerim hakkında bilgi vardır. Ayrıca Resulullah efendimizin mucizeleri, faziletleri, güzel ahlak ve âdetleri bildirilmiştir.

4- Bu bölümde, İslamiyet hakkında geniş bilgi mevcuttur. İslam dinine yapılan iftiralara da cevap verilmiştir. İslamiyet bir vahşet dini değildir, Haçlı seferleri, Müslümanlara yapılan zulümler, İngilizlerin İslam düşmanlığı, Müslümanlar cahil değildir, Din ile felsefenin farkı, İslamiyet’te felsefe var mıdır gibi konular da mevcuttur.

Kitabın önsözünde özetle deniyor ki:

(İslam dininin inançlarını, emir ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu, yabancı dillere çevrilerek, her ülkeye yayılmıştır. Buna karşılık, kısa görüşlü kimseler ve İngiliz casuslarına aldanmış olan cahil din adamları, her zaman, İslam’ın faydalı ahkâmına yani emirlerine ve yasaklarına saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, Müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır.

Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, yanlış, bozuk manalar çıkarılacağını, böylece 72 sapık fırkanın türeyeceğini, Resulullah efendimiz haber vermiştir. Büyük İslam âlimi ve din profesörü adı altında ortaya çıkmakta olan, bu sapık fırkalardaki kimselerin kitaplarına, konferanslarına aldanmamalı, bu din, iman hırsızlarının tuzaklarına düşmemek için, çok uyanık olmalı. İslam âlimleri, bunların hepsine, gerekli cevapları önceden yazmışlar, Allahü teâlânın dinini, huzur ve kurtuluş yolunu bildirmişlerdir.

Biz de bu kitabımızda, hakiki âlimlerden, büyük İslam âlimi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin İtikadname kitabını seçtik. Neşrolunmasını nasip ettiği için, Allahü teâlâya sonsuz hamd ve şükürler olsun! İmanın altı esası üzerinde, bu kitabımızda geniş bilgi vardır. Her Müslüman bu kitabı iyi okumalı, çocuklarının ve bütün tanıdıklarının okumaları için gayret etmelidir.)

Bu kıymetli kitap, www.dinimizislam.com ve www.hakikatkitabevi.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, ücretsiz olarak da okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.

Bir vücut gibi olmak (2)

Hocası talebeye tekrar sorar:

─ Vazife verdiğiniz kimselere karşı nasıl davranıyorsunuz?

─ Onlara kendimden daha fazla güveniyorum. Kendimden şüphelensem bile, onlardan şüphelenmiyorum; fakat kontrol, güvenmeye aykırı olmadığı için, kontrolü de elden bırakmıyorum. Onlara tam yetki ve serbestlik veriyorum. Onlar, duruma göre hareket edip, her gün bana bilgi veriyorlar.

─ İşte büyüklerimizin yolu da böyledir. Bu yolun esası taklittir. Ben de mübarek hocamı taklit ediyorum. Bir gün, (Beni dinleyen rahat eder; ama dinleyen yok; fakat sen dinlersin) buyurmuşlardı. Sizin, benim ve bütün hizmetlerin olmasının tek sebebi, mübarek hocamın bu iltifatına kavuşmamızdır. Başarılı olmak isteyen yardımcılarınız da aynı yolu takip ederse, aynı neticeye varacaktır. Başka hiçbir şeye lüzum yoktur. Yaptıkları bir işte, bir sıkıntı varsa, bir hataları var demektir. O da, ya size karşı bir hata etmiştir, söz dinlememiştir, bildiğini yapmıştır. Ya da dinimize uymamış, bir günah işlemiştir. Ben, hocamı taklit ediyorum, onun gibi olmaya çalışıyorum. Siz de beni taklit ediyorsunuz. Yardımcılarınızın da vazifesi sizi taklit edip, sizin gibi olmaya çalışmaktır. Yolun edebi ve başarının sırrı budur.

İşlerinizi, plan programınızı yazıya dökün. Bu insanları disipline eder. Bilgileri kaybolmaktan korur. İnsana daha iyi hedef gösterebilir. Bir de, his ve yorum aradan kalkar. His ve yorum felakettir. Hazret-i Ali, istek ve şikâyetleri hep yazılı istermiş, sözlü dinlemezmiş.

Öncelik sırası, hata işlememektir. Yanlış yapmamak birinci maddemizdir. Hiç kimse bize, daha iyisini yapmadın demez; ama niçin hata yaptınız der ve bu bizi çok sıkıntıya sokar. Büyüklerimizin kimliğini taşıyoruz, yani onları temsil ediyoruz. Onların güzel ahlakına uygun olarak, onların bildirdikleri şekilde hareket etmeliyiz. Bizim şahsi olarak yaptığımız bir hata, onlara gidebilir, bu da felaketimiz olabilir. İtibarımız, paramızdan daha kıymetlidir. Büyüklerimizin, dinimizin itibarını sarsacak şekilde, para ön plana alınırsa, o zaman felaket olur.

Her işimizde esas olan ihlâstır, yani her işi sadece Allah rızası için yapmaktır. İhlâs oldu mu, istemeden yapılan hata da güzel gözükür. Hep paradan puldan konuşulsa bile, bütün bunlar zikir olur; çünkü bunlar dinimize ve insanlara hizmet için yapılıyor, şahsi menfaat için yapılmıyor. Çok hatamız, kusurumuz olsa; ama niyetlerimiz halisse, Cenab-ı Hak bizi bu niyetimize bağışlar. Niyet ihlâs demektir. İhlâs ise sırf Allah için yapmak demektir. İşin başı budur.

Kârlı bir alış veriş




Makbule hanım, bir taraftan bulaşık yıkıyor, bir taraftan da düşünüyordu. Kızı Betül, eşyaların tozunu almakla meşguldü.








— Betül, kızım, ne yapıyorsun, gel hele bak, ne diyeceğim sana...

— Efendim anne? Toz alıyordum, geliyorum, buyur anneciğim.

— Kızım, diyorum ki, yarın seninle çarşıya çıkalım, sana ve bana pardösü, etek falan bakalım, ne dersin?

— Gerçekten mi? Ne iyi olur anneciğim, ihtiyacımız da vardı; ama babam ne der acaba?

— Ben babanla önceden konuşmuştum, maaşı aldığında biraz para vermişti bir şeyler almamız için. Yarın gitmek için izin alalım.

— Ay anne, çok sevindim, sıkılmıştım, değişiklik olur.

— Hadi o zaman, bu günden işlerimizi bitirelim, bir de yarının yemeğini hazır edelim. Eğer yarın gidecek olursak, döndüğümüzde her şeyimiz hazır olsun, o yorgunlukla kalkıp yemek falan yapamayız. Hadi bakalım iş başına. Sen temizlik işlerini hallet, ben de yemekleri.

— Tamam, anneciğim, benim işim zaten az kalmıştı. Ben devam edeyim.

İş dağılımı yapılmış, herkes işinin başında yarına iş kalmaması için çalışmış, bir hayli de yorulmuşlardı. Akşam Faruk Bey işten dönmüş, kapıyı çalıyordu.

— Hoş geldin bey.

— Selamün aleyküm hanım.

— Ve aleyküm selam bey. Hoş geldin. Nasılsın, aç mısın, sofra hazır hemen oturalım istersen.

— Hanım, dur hele, bir üstümüzü değiştirip ellerimizi yıkayalım, yeriz yemeği. Hem bu acele niye, bir yere mi gideceğiz?

— Yok bey, kusura bakma. Biz çok acıktık da. Bütün gün, iş güç… Yemek yememiştik, sen de gel de birlikte yiyelim diye.

— Ya, demek çok yoruldunuz? Neler yaptınız bakalım? Hadi oturun sofraya.

— Betül kızım, baban oturuyor sofraya, yemekleri getirebilirsin.

— Tamam anneciğim, hemen getiriyorum.

— Getir kızım, bakalım ne yapmış benim kızım babasına.

— Bugün ben yapmadım yemekleri babacığım, annem yaptı. Sen onun tarhanasını çok beğeniyorsun ya, bir de patates oturtma var.

— Ooo, ziyafet var anlaşılan. Hayırdır, misafir mi gelecek, yoksa bir şey mi istiyorsunuz, söyleyin bakalım.

— Aşk olsun babacığım, biz sana sevdiğin yemekleri, bir şey isteyeceğimiz zaman mı yapıyoruz, kırılıyorum ama…

— Takılıyorum canım, kırılma hemen! Hadi, ver bakalım tarhanamı da, başlayalım artık.

Yemek yenmiş, sofra kalkmış, Betül bulaşıkları yıkıyordu. Makbule Hanım, tam zamanı diye düşündü ve konuyu açtı.

— Bey diyorum ki…

Sanki bu sözleri bekliyormuşçasına, gazetesinin üzerinden gülerek hanımına baktı Faruk Bey:

— Demek sonunda söyleyeceksiniz ne istediğinizi, söyle bakalım hanım!

— Aman bey seninle de bir şey konuşulmaya gelmiyor.

— Söyle hatun, söyle! Şaka yapıyorum, kızma canım, latife hepsi…

— Eğer izin verirsen, yarın çarşıya çıkalım diyoruz. Pardösü, etek falan bakalım kendimize. Hadi ben neyse de, Betül’e bir şeyler alalım, genç kız ne de olsa.

— Bu muydu diyeceğin hatun? Bunun için mi dolaştırıp duruyordun lafı?

— Evet bey. Ne dersin?

— Elbette hatun, iyi olur. Zaten sana bunun için para vermemiş miydim, izin almaya gerek yok.

— Öyle söyleme bey. İzin almadan olmaz. Geçen gün Betül kitapta okudu. Bir hanım beyinden izinsiz bir yere giderse, dönene kadar melekler ona lanet edermiş. Elbette senin rızan önemli, sen istemeseydin, razı olmasaydın, gitmezdik.

— İşte benim hatunum. Senden de bu cevap beklenirdi zaten. Sizin gibi dinin emirlerine dikkat eden bir ailem olduğu için çok şükrediyorum Rabbime. Allahü teâlâ razı olsun sizden!

Ama sen her zaman izinlisin, bir kere genel izin alman yeter. Senin kötü yerlere gitmeyeceğini bilirim. Her seferinde izin almaya gerek yok. Böyle yapmak da dinimizin emrine uygundur.

Elinde çay tepsisiyle odaya giren Betül, konuşulanları duymuştu.

— Babacığım, Allahü teâlâ asıl senden razı olsun! Elbette senden izin alarak gideriz. Çünkü sen bizi haramdan ve kötülüklerden korumaya çalışıyorsun.

— Maşallah benim güzel kızıma, ne de güzel anlamış. Şimdi ben bu kıza neler almam. Değil mi benim güzel kızım?

— Teşekkür ederim babacığım.

Sabah hep birlikte kahvaltı yaptılar Faruk Bey kapıdan çıkarken:

— Hanım hadi, siz de fazla geç kalmadan çıkın! Vakitlice dönersiniz, kalabalığa kalmadan işlerinizi halledip dönün! Allaha emanet olun!

— Sağ ol bey. Bizde erken çıkalım diyorduk. Merak etme! Hadi, Allahü teâlâ işini gücünü rast getirsin, selametle!

— Betül, kızım, hazırlanalım da, iş çıkış saatine kalmadan geri dönelim, yoksa çok kalabalık olur.

— Peki, anne, abdestimi alayım, hemen giyiniyorum.

Az sonra kapının önündeydiler. Makbule Hanım okuyarak kapıyı kilitledi.

— Kızım, dua et de, işimiz rast gitsin! Aradığımız gibi uygun şeyler bulabilelim.

Evden çıkarken okunması gereken duaları da okudular.

Birkaç dükkâna bakmışlar ancak istedikleri gibi bir şey bulamamışlardı.

— Kızım, en iyisi bir tesettür mağazasına bakalım. Baksana, buralarda bize göre bir şeyler yok.

Bir tesettür mağazasına girdiler. Tezgâhtar kız:

— Buyurun efendim, size yardımcı olayım!

— Kızım, biz pardösü bakıyoruz.

— Tabii efendim, pardösülerimiz üst katta. Kime göre olacaktı?

— Her ikimize göre de bakıyoruz.

Tezgâhtar birkaç pardösü çıkartmış; fakat Betül, pardösülerin hiç birini beğenmemişti; çünkü parlak kumaş ve üzeri değişik düğme, nakış ve payetlerle süslenmişti.

— Acaba daha sade, daha bol bir pardösünüz yok mu?

— Bunlar tam sizin yaşınıza göre küçük hanım. Şimdi bunlar moda. Hep böyle pardösüler var ve bu modellerden çok satıyoruz. Sizin aradığınız gibiler artık yok. Herkes böyle şeyler istiyor, biz de böyle ürünler üretiyoruz.

— Biz daha sade, nakışı, süsü olmayan pardösü bakıyoruz.

— Haa, siz anne pardösüsü istiyorsunuz. Onlardan ancak bir iki model var, genellikle anne pardösüleri yerine, dize kadar kısa olanlar tercih ediliyor.

— Allah Allah, niye ki kızım, pardösü dediğin uzun olur.

— İyi de, artık kimse istemiyor, ayaklarıma dolaşıyor, şöyle kısa bir şeyler olsun diyorlar. Arz talep meselesi…

— Anlaşıldı, sabahtan beri bakınıyoruz evladım, aradığımız gibi bir pardösü bulamadık. Bari etek var mı?

— Tabii buyurun eteklerimiz burada.

Tezgâhtar kız birçok etek göstermiş; fakat yine çok süslü, boncuklu ve dizin hemen altında eteklerdi hepsi. Makbule Hanım, tezgâhtarın çıkardığı eteklere bakıp:

— Yavrum bu etekler abiye. Biz nişan için değil de, daha sade, günlük bir şeyler olsun diye düşünüyoruz.

— Aman teyze bunlar abiye değil ki! Bunlar sizin söylediğiniz gibi, günlük etek modellerimiz. Bu kadar etek çeşidini hiçbir mağazada bulamazsınız.

— Peki kızım, sana zahmet verdik, sağ ol!

— Anne hiç uygun bir şeyler yok. Sabahtan beri kaç mağazaya baktık. Tesettür mağazalarında bile bulamadık. Ne yapacağız?

— Kızım şurada bir mağaza daha var, orada da yoksa o zaman başka şeyler düşünürüz.

Girdikleri son mağazada da pardösü ve etek baktılar, etekler kısa ve süslü, pardösüler ise parlak, canlı renklerdeydi. Zaten pardösüler, daha çok üste oturduğu için elbise özelliği taşıyorlardı. Aradıklarını bulamayan ana kız bir de bir tezgâhtardan ilginç bir teklif aldılar. Tezgâhtar kız:

— Neden ısrarla etek arıyorsunuz? Şimdi herkes pantolon ve üstüne ceket giyiyor. Siz aradığınızı bulamazsınız. Şimdi moda pantolon ve ceket... Daha tesettürlü olsun isterseniz, dize kadar uzun ceketlerimiz de var. Hem bu kıyafetler daha modern. Sizin istedikleriniz eskide kaldı, diyerek aslında gerçek tesettürü arayan bu saliha hanımları kendince aşağılamıştı.

Betül’ün bu olaydan morali bozulmuş, hatta ağlamaklı olmuştu. Durumu fark eden annesi:

— Haydi, benim güzel kızım hadi. O söyleyenlere aldırma! Asıl moda, asıl zarafet dinimize uygun giyiniştedir, yürü gidiyoruz.

Gözleri buğulanan Betül:

— Nereye anne?

— Seni öyle bir mağazaya götürüyorum ki, aradığın her şey orada var.



Kısa bir yürüyüşten sonra, bir manifatura dükkânına girdiler. Oradan istedikleri pardösülük kumaşı ve istedikleri eteklik kumaşları alarak eve döndüler.

— Ayy, ayaklarım nasıl da ağrıyor. Aman aman, belim… Ne de çok yorulduk; ama bize iyi oldu.

— Nesi iyi anne, hiçbir şey alamadık ki!

— Kumaş aldık ya kızım.

— İyi de, bunları diktirmek dünya para. Hem terziyi nereden bulacağız? Bakalım güzel diker mi? Hem bayan terzi var mı?

— Var, benim güzel kızım var. Hem de bize moda moda diye yutturmaya çalıştıkları o uyduruk kıyafetlerden daha güzelini diker.

— Kim peki anne? Sen bu terziyi nereden tanıyor musun?

— Kim olacak kızım, ben!

— Sen mi?

— Niye şaşırdın? Ben tabii. Ben onlardan daha iyi dikerim. Sen de bana yardım ederek dikişi öğrenmiş olursun. Baksana bundan sonra lazım olacak. Çünkü bizlere tesettür kıyafeti diye gösterdiklerine. Yarın etek bile bulamayacağız. Artık kadınların da yaşlısı genci pantolon giyiyor. Allah Allah, ne günlere kaldık!

— Anne, madem sen dikiş biliyordun da neden dikmiyordun?

— Kızım, eskiden sana uzun etekleri elbiseleri kim dikiyordu zannediyorsun? Ama sonradan boynumdaki rahatsızlık bana, başımı eğerek iş yaptırmıyor.

— Ama şimdi nasıl dikeceksin?

— Şimdi mecburuz. Baksana, neredeyse giyecek bir şey bulamıyoruz. Hem sadece ben dikmeyeceğim ki, sen de dikeceksin. Eskiler, dikiş bilmeyen kıza dünür gitmezlerdi. Bir de birlikte diktiğimiz elbiseleri giydikçe, birbirimizi hatırlayıp, muhabbetimizi artırmış oluruz. Kendi diktiğimiz elbiselerin böyle bir faydası da var. Anneannen bana dikiş öğrenmem için neden çok ısrar ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Aman saat kaç olmuş, baban neredeyse gelir, kalkalım sofrayı hazırlayalım.

— Sen dinlen anne ben hazırlarım.

— Allahü teâlâ razı olsun kızım, çok iyi olur, pek yorulmuşum.



Betül sofrayı hazırlarken, Makbule Hanım da üzerini değiştirmiş, kızına yardım ediyordu. Kapı çaldı:

— Babandır kızım, ben bakarım.

— Hoş geldin bey.

— Selamün aleyküm, hoş bulduk hanım. Ne yaptınız bakalım, bir şeyler alabildiniz mi?

— Aldık bey aldık. Soframız hazır, yemek yerken anlatırız sana.

— Hadi bakalım öyleyse sofraya oturalım.

— Betül kızım getir bakalım yemekleri.

— Hemen babacığım.

Bir taraftan yemek yiyorlar, bir taraftan bugün başlarından geçenleri hararetli bir şekilde anlatıyorlardı.

— Bey, etrafta tesettür diye bir şey kalmamış. Ahir zaman dedikleri, demek böyle bir şeymiş. Tesettürün de modası çıkmış, tesettürlüyle tesettürsüzün farkı yok artık. Bize, bir şey bilmeyen yobaz muamelesi yaptılar. Biz ne kadar sade, gösterişsiz şeyler istersek isteyelim, sade diye bize allı pullu kıyafetler gösterdiler. Artık böyle kıyafetler, isteniyor talep görüyormuş. Tezgâhtarların söyledikleri bize tuhaf gelmişti önce; ama etrafımızdaki tesettürlülere bakınca tezgâhtara hak verdim. O kadar mağaza gezdik doğru dürüst bir etek bulamadık. Bize hep ikili takım diye pantolon ceket çıkarttılar. Gencecik kızlar, yaşlı teyzeler bile pantolon giyiniyor. Meğer tesettür değişmiş de, bizim haberimiz yokmuş. Kısa etekler, parlak kumaşlardan taşlı pardösüler, küçücük eşarplar, rengârenk… Bir baktım etrafıma, tesettüre uyuyoruz diyen herkes böyle giyinmiş. Bu devirde tesettür böyle oluyormuş…



— Babacığım, biz şimdi tesettüre uygun kıyafet bulamadık ya, şimdi tesettür böyle oluyormuş ya, benim aklıma bir şey takıldı. Acaba her dönem, yani bulunulan devirde herkes gibi giyinmek, etrafımızdakiler gibi tesettürlü mü olmak gerekiyor? Çünkü bizim kıyafetlerimiz, etraftakilerden daha farklı olduğundan, böylesi daha mı dikkat çekiyor, zamana ayak uydurmak mı gerekiyor?

— Kızım sen şimdi, her devre göre tesettür değişir mi diye soruyorsan, değişmez elbette. Değişen insanlar ve tesettürü değiştirip tamamen ortadan kaldırmak isteyenler. Etrafta gördüklerinize aldanmayın! Onlarınki doğru tesettür değil. Kitaplarda bir kadının tesettürü anlatılmış. Hangi devirde olursak olalım dinin emri değişmez. Dinin emirlerini değiştirip bozmak isteyenlerin hileleri, bunlara aldanmamak lazım.

— Kitaplarda tesettür nasıl anlatılıyor babacığım?

— Müslüman kadınlar, dinin emrini yerine getiren kadınlar, muhteremdir, kıymetlidir. Kıymetli olan saklanır, korunur. Bir elmasınız olsa, ortada bırakır mısınız? Bir kasaya koyarsınız, kilitlersiniz ki, hırsızlar çalmasın. İşte elmas gibi olan Müslüman hanımlar hürmetlidir, değerlidir, korunmaya layıktır. Nasıl korunacaklarına gelince, dinimiz bulunulan memleketlerin âdetlerine göre diyor, belli bir şey tarif etmiyor. İlle de şu çeşit örtü kullanacaksınız demiyor.

— Peki, ne diyor dinimiz?

— Bir ölçü bildiriyor. Diyor ki, kadının el ve yüz hariç her yeri avrettir. Demek ki, el ve yüzü hariç, her yerini kapatmak zorundadır. Nasıl kapatacak, onu da tarif etmiş. Âlimler diyor ki, dar, şeffaf, renkli, dikkat çekici, süslü olmamalı, hatta sadece kıyafet değil, kullandığı çanta, ayakkabı bile süslü, dikkat çekici olmamalı, çok uzun topuklu olmamalı. Ziynet yani süs olur. Ziyneti ise namahreme göstermek haramdır diyor. Pantolon ise zaten erkek kıyafetidir, yani bol da olsa, süslü olmasa da giyilmez. Bize bunları emreden Rabbimiz, bizi elbette bizden daha iyi bilir. Neden böyle emredilmiş, hikmeti nedir, biz bilemeyiz. Kim bilir, ne hikmetleri vardır; ama biz, dinimiz böyle emrettiği için yaparız. Kadını da, erkeği de, Allahü teâlâ yaratmıştır. Kadınları cazip, süslenmeye meyilli, beğenilmeyi seven varlıklar olarak yaratmış. İşte kadınlar da, bu süslü şeyleri giymek, bunları herkese göstererek herkesin beğenmesini sağlamak, iltifat ettirmek istiyorlar. Onların nefisleri bu yasak olanı çok sever, bu yüzden tesettür kadının nefsine en ağır gelen şeylerden biridir.

— Nefse ağır gelen başka şey var mı?

— Evet, var. Diğeri ise itaattir. Eşine itaat. Bu ikisi, günümüzde kadını felakete sürükleyen en önemli iki şeydir. Bunlara uyan kadın için, hayat daha kolaydır. Zaten dinimiz kadınlardan fazla bir şey istemiyor. Tesettüre riayet, ibadetleri yapması, özellikle beş vakit namazını doğru bir şekilde kılması ve kocasına itaat etmesi, hepsi bu... Üç ana başlık… Bunları yapan, diğerlerini zaten kolaylıkla yapar. Sonra diyor Peygamber efendimiz, bunları yapan kadın, dilediği kapıdan Cennete girer. Yani sizin Cennete girmeniz çok kolay aslında. İkinizi de tebrik ediyorum.

— Neden babacığım, biz ne yaptık ki?

— Çünkü yaradılışınızda var olan süslenmek isteğiyle tesettür gibi görünen ama gerçek tesettür olmayan kıyafetleri almadınız. Böyle kıyafetlerle tesettürsüz olarak harama girmediniz, beni de, kendinizi de korudunuz.

— Ama babacığım, biz Allahü teâlânın emri olduğu için yaptık.

— Tabii ki öyle; ancak siz tesettüre riayet etmeseydiniz, dinin emirlerini yerine getirmeseydiniz, yaptıklarınızdan ben de sorumlu tutulduğum için, size mani olmadığım için, sizden daha çok günaha girecek, hesaba çekilecektim. Sizleri haramdan korumak benim vazifem. Aman benim güzel kızım. Biz seni şu zamana kadar haramdan korumaya çabaladık. Dinini öğreterek ateşten korumaya çalıştık. Belki bu sizin vazifeniz diye düşünebilirsin. Doğru, bu bizim vazifemiz. Ancak sen de kendini haramdan korumaya devam ederek bizi de, kendini de Cehennemden kurtar. Kısacası, ne kendini, ne de bizi, evlendikten sonra da eşini yakma! Bu sana vasiyetimdir.

— İnşallah babacığım. İnşallah ahirette, hep birlikte kurtulanlardan oluruz.

— Konu nereden nereye geldi? Şimdi siz bir şeyler almadınız mı? Hanım, sen bana alış veriş yaptık dememiş miydin?

— Evet, yaptık, hem de çok kârlı bir alış veriş yaptık. Bir manifaturacıdan beğendiğimiz kumaşları aldık, kendimiz dikeceğiz inşallah. Hem de birçok para verip bir tane alacağımıza, aynı paraya üç dört tane kıyafet sahibi olacağız.

— Aferin size. Ama sen dikiş dikemiyordun, nasıl olacak?

— Sadece ben dikmeyeceğim ki… Betül’le birlikte dikeceğiz, o da dikişi öğrenmiş olacak.

— Bu alışveriş hakikaten çok kârlı olmuş, hem uygun, hem fiyatı iyi, hem de bir şeyler öğrenmiş olacaksınız.

— Evet, babacığım, evde bir şeylerle meşgul olduğumuz için sevaba da gireceğiz.

— Bak bu çok doğru işte, bu alış veriş tahmin ettiğimizden de kârlı olmuş.


Z. Alkan

Kitap hediye etmek ve satmak

Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını satmak, hediye etmekten daha mı iyi olur?
CEVAP
Hayır, satmak daha iyidir diye bir şey yoktur. Din kitaplarını, üstüne kâr koyarak satmak zaten caiz olmaz; ancak maliyetini ve satarken yapacağı masrafları karşılayacak kadar cüz’i bir kâr koyabilir.

Maliyetinden daha düşük fiyata, zararına yani çok ucuza bile satılsa, satın alan kimse, hiç olmazsa para verdim diyerek kitabı okuyabilir. Bedava alınca kıymeti pek bilinmeyebilir. Bu bakımlardan, hediye etmek yerine ucuza satmak daha iyi olabilir; fakat hediye etme imkanı olunca da, satmak daha iyi diye düşünmeden hediye etmeli, bu sevabdan mahrum kalmamalı.

Hediye edilse de, kârsız veya çok düşük kârla satılsa da, bu kitapların dağıtılmasına sebep olmak çok sevabdır. Hangisinin daha uygun olacağı, o anki duruma göre değişebilir.

Cünübün selam vermesi
Sual: Cünüp kimse selam verebilir mi ve verilen selamı alabilir mi?
CEVAP
Elbette, selam verip alabilir. Hiç mahzuru olmaz. Selam güzel bir duadır. Cünüp kimse, Kur’an-ı kerimden sure ve âyet okuyamaz; fakat her çeşit duayı okuyabilir, her çeşit zikri çekebilir, hatta Fatiha ve Rabbenâ âtinâ gibi dua âyetlerini, sadece dua niyetiyle okuyabilir.

Bir vücut gibi olmak (1)

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Âdet-i ilahi şöyledir ki, İslamiyet’te bir emîr vardır, herkes ona itaate mecburdur. İslam devletlerinin başarısı bundan olmuştur. Tabii emîr de, krallık yapmamıştır, başucunda Şeyhülislam vardı. Allahü teâlânın dinine muhalif bir iş yapmamak için, önce ona sorardı. Kendi müşavere heyeti de vardı. Onlara danışıp istişare ederdi, sonra karar verince, artık o karardan dönüş olmazdı. Padişahın emrini uygulamanın dışında, başka bir maksatla emir veren yoktu. Başarmak, emîr olan o bir kişinin emirlerine uymakla mümkündür; çünkü muhatap odur. Himmet, yardım onun vasıtasıyla gelir. Ona itaat ve sevgi, başarıyı getirir. Allahü teâlâ, dinine hizmet etme yetkisini bir kişiye vermiş, aynı anda iki kişiye vermemiştir. O bir kişiye, itaat edenler, başarıya ulaşmışlardır.

Onun yetki verdiklerine de, itaat ve sevgi gerekir. Yetki verdiklerinin tek vazifesi vardır, o da sadece onu taklit etmek, onun yolunda gitmektir. Onların kendi akıllarıyla herhangi bir şey yapması, fiilen işi yıkmaktır. Eğer kendinden bir şey ilave ederse, o ilave ettiklerinin hepsi boştur, faydasızdır, hatta zararlıdır. Madem kendisi bir vekildir, aslına uymak zorundadır. Arada mesafenin oluşu, ayrı düşüncelerin, ayrı görüşlerin olmasını gerektirmez. Ancak o zaman yekvücut ve yek cihet olabilirler. Ancak o zaman yek kalb olabilirler. Müslümanlar, bir kalb olacak. Peygamber efendimiz, (Ümmetim bir vücut gibidir) buyuruyor. Bir vücutta iki kalb, sekiz göz, kırk kulak olmaz. O zaman o, vücut olmaz zaten. Herkesin kalbi, bir kalb olacak. Herkesin gözü aynı göz, kulağı da aynı kulak olacak. O zaman başarılı olunur.

İmam-ı a’zam hazretleri gibi, talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için ticaretle uğraşan ve çok başarılı olan bir talebeye hocası, (Nasıl başarılı oluyorsun? Kimlerle yapıyorsun bu işleri?) diye sorar. Talebe de der ki: (Beni taklit edin) emrinize uyup sizi taklit ediyorum. Yeni bir usul ortaya koymadık. Bildirdiğiniz şekilde yapıyoruz. Bazen yeni durumlar çıkınca şaşırıyorum, size o anda arz etme imkânı da olmuyor. O zaman, siz olsaydınız ne yapardınız diye düşünüyor, ona göre hareket ediyorum. Bir yanlışlık yapmışsam düzelteyim diye de, o gün size arz edince, siz de, (Ben de olsaydım öyle yapardım) diyorsunuz. Kabiliyetli olanları değil, söz dinleyenleri, peki diyenleri, ihlâslı olanları seçip, onlarla işe başlıyor ve onlarla çalışıyorum. (Devamı var)

Bid’at ehlini tenkit etmek

Sual: Cübbeli Ahmet hoca, mezhepsizleri, dinde reformcuları, kendini veya hocasını Mehdi sayanları, (Yahudiler ve Hıristiyanlar da Cennete gidecek) diyenleri tenkit ediyor. Ayrıca bir konuşmasında, Rusya’da bir Hıristiyanın, bir hocaya Müslüman olduğunu söyleyince, o hocanın, (Hıristiyanlar da Cennete gideceğine göre, Müslüman olmana gerek yok) dediğini, hatta yazar Ali Eren’de bu kimsenin telefon numarasının olduğu, isteyenlerin arayıp sorabileceğini de söyledi. Cübbeli hocanın böyle şeyler anlatması ve bid’at ehli sapıkların yanlış görüşlerini açığa çıkarması, tasvip edilir mi?
CEVAP
Elbette tasvip edilir. Herkesin gücü nispetinde, emr-i maruf ve nehy-i münker yapması gerekir. Cübbeli hocanın bu konularda anlattıkları doğrudur.

Selamda öncelik

Sual: Yaşça küçük olan mı, yoksa büyük olan mı önce selam verir?
CEVAP
Büyük olan, makam ve nimeti çok olan, önce selam verir. Peygamber efendimiz, (Ben bu edebi [büyüğün küçüğe önce selam vermesini] Rabbimden öğrendim) buyurdu. (R. Nasihin)

Mirac gecesinde, önce Allahü teâlâ, Resulullaha selam verdi. Peygamber efendimiz de, (Ettehiyyatü lillahi, vessalevâtü, vettayyibatü) diyerek Rabbimizi övdü. Allahü teâlâ, (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi veberekâtühü) buyurunca, Peygamber efendimiz, (Esselâmü aleyna ve alâ ibâdillahissâlihîn) dedi. Cebrail aleyhisselam da, (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü) dedi.

Baba oğluna, âmir memuruna, hoca talebesine, yaşlı olan genç olana önce selam verir.

Selam verirken
Sual: Selam verirken, sünnet olduğunu düşünmek gerekir mi?
CEVAP
Evet, gerekir. Sünnet olduğu düşünülmeden, alışkanlık halinde, şuursuzca selam verilince sevab olmaz.

Euzü Besmele
Sual: Amenerresulü, Âyet-el kürsi gibi âyetleri okumaya başlarken, Euzü Besmele okumanın hükmü nedir?
CEVAP
Âyet-i kerime okumaya başlarken, Euzü okumak vacibdir. Besmele çekmek gerekmez. Bazı âlimlere göre, Besmele de çekilebilir. Sure okumaya başlarken, Euzü’den sonra Besmele okumak sünnettir. Okumaya devam ederken yeni sure gelince, Besmele okumak yine sünnettir. Euzü çekilmez.

Fatiha okurken Besmele
Sual: Fatiha okumaya başlarken Besmele çekmenin hükmü nedir?
CEVAP
Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak vacib, namaz içinde Fatiha’dan önce Besmele okumak ise sünnettir.

Mushafa saygı
Sual: Evde mukabele okunurken yerde oturanlar da oluyor. Bunların elindeki Mushaflar, kanepede oturanların aşağısında kalıyor. Günah oluyor mu?
CEVAP
Arada mesafe olursa, günah olmaz.

Açık olanın yanında
Sual: Açık duranların yanında Kur’an-ı kerim okumak caiz midir?
CEVAP
Kendi avret yeri açıkken ve avret yeri açık olanların yanında, ezberden de olsa, Kur’an-ı kerim okumak mekruhtur. (S. Ebediyye)

Noel Baba efsanesi

Sual: Noel Baba’nın, Hazret-i İsa’nın dinine bağlı bir mümin, bir evliya olduğu iddia ediliyor. Hatta Türkiye’de, 1995 yılında Ortodoks kilisesinde Noel Baba (Aziz Nikola) için mevlit bile okutulmuştur. Bu şahsa, Evliya demek ve onun adına mevlit okutmak dinimizce uygun mudur?
CEVAP
Ansiklopedilerde, (Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikola’nın varlığını destekleyen tarihi bir doküman mevcut değildir) deniyor. (Wikipedia)

Büyük Kostantin, bütün İncilleri birleştirmek için, miladi 325’de, İznik’te 319 papazı toplayıp, yazdırdığı yeni İncil’e eski dini olan putperestlikten de birçok şey sokturmuş, yeni bir Hıristiyanlık dini kurmuştu. İşte bu İznik konsiline Aziz Nikola da katılmıştır. (Dinler tarihi, Doç. Dr. Baki Adam)

Aziz Nikola bazı kaynaklara göre 3. yüzyılda doğdu; fakat birçok yazar bunun aksini iddia ederek tarihsel bir kişiliğinin olmadığını savunur. Bazı kaynaklara göre de, Aziz Nikola’nın 325 yılında yapılan İznik Konsiline, Myra Başpiskoposu olarak katılıp, Allah’ın birliğini savunan Aryusçularla tartışması ve tavır alması, onun daha çok tanınmasına sebep olmuştu. Buradan anlaşılacağı üzere, tevhid anlayışını savunanlarla amansız bir şekilde mücadele ederek, Roma ve kilise nezdinde takdir edilmek istiyordu. Konsilde Aryusçulara karşı, müşrik imparatorun safını tutan Aziz Nikola, Tanrı, oğul ve kutsal ruhun birlikte olabileceğini savunur ve bir tuğlayı örnek göstererek, (Ateş, toprak ve su, nasıl bir tuğlada bir arada toplanmışsa, aynı şekilde Tanrı, bir ve üç özellikli olabilir) der. Onun bu şirk kökenli teolojik saptırması kendisine duyulan ilginin artmasına neden olur. (Lütfü Özşahin, 25.12.2009)

Noel Baba yortusunun safsata ve efsane olduğu ve İncil’de geçen Noel’le ilgili sözlerin birer peri masalı ve efsane olduğu, İngiliz Durkan Başpiskoposu Dr. David Jenkis’in 21 Aralık 1993 tarihli Milliyet ve 24 Aralık 1993 tarihli Türkiye gazetelerinde çıkan beyanatında açıklandı. 1993 yılında Çin’de, Hollanda’da ve İngiltere’de Noel Baba ile kutlamalar ve reklamlar yasaklanmıştır. (Rehber Ansiklopedisi)

Görüldüğü gibi, yaşayıp yaşamadığı bile şüpheli olan, yaşadığını gösteren kaynaklarda da, tevhid inancına karşı teslis [şirk] inancını savunduğu anlaşılan ve Hıristiyanlık propagandasında kullanılan Noel baba denilen kimsenin, mümin hatta veli olduğunu savunmanın, Noel yortusunu meşrulaştırarak Hıristiyanlara şirin görünmek için değilse, Müslümanlara ne faydası olur? Noel baba için mevlitler okutanlar, kabrine gidip tevessül edenler ve gayrimüslimlere hoş görünmek için Noel’i kutlayanlar olsa da, Müslümanlar böyle tehlikeli şeylerden uzak durmalıdır. Din kitaplarımızda deniyor ki:

Nevruz, Mihrican [ve Noel] günlerinde, bunların isimlerini söyleyerek hediye vermek haramdır. Bu günleri bayram bilerek vermek, küfür olur. Bu günleri tazim ederek kâfire yumurta hediye eden, kâfir olur. Bu günlerde bir şey satın almak da böyledir. Her zaman aldığını satın alırsa, kâfir olmaz. (Dürr-ül-muhtar)

Bezzaziyye fetvasında, (Nevruz günü, Mecusilerin bayramıdır. O gün, Mecusilerin yanına gidip, onların yaptıklarını yapmak küfürdür. O gün, bayram yapan müslümanın imanı gider de haberi olmaz) deniyor. Noel günü ve gecesinde ve kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapanın da kâfir olduğu bu fetvadan anlaşılmaktadır. (S. Ebediyye)

Müslümanların Noel’i kutlayarak imanlarını kaybettikleri bir dönemde, onların imanlarını korumak yerine, Hıristiyanların, misyonerlerin efsane kahramanı Noel Baba için evliya demenin, mevlit okutmanın âlemi nedir, anlamak mümkün değildir.

Related Posts with Thumbnails